31 Temmuz 2011 Pazar

Başlık Bulamadım Eksik Kalıyor Hepsi


Aklıma bişeyler geliyor içimden bişeyler geçiyor ama ne hikmetse buraya gelince yani yazmaya başlayınca hepsi uçup gidiyor. Kelime bulamıyorum tükeniveriyor hemen. Emin olun ki aslında güzel şeylerden bahsedecektim. Tabi kelimeleri toparlayabilirsem aklıma getirebilirsem anlatmak istediklerimi.

Hayat sürprizlerle dolu derler ya valla kim demişse doğru demiş. İnsanın 1 dakika sonra karşısına nelerin yada neyin çıkacağını bilmemesi kafa karıştırıcı olsada bazen çok güzel olabiliyor. Bazı insanlar vardır, bir haberdarsındır onlardan hani nasıl desem tanıyıp tanımamakla. Şöyle yani yeni tanışıyorsun görüyorsun ama kendini tüm benliğinle ona vermek istiyorsun, yada her şeyinle onun olmak istiyorsun. Çok kısa zaman yada çok uzun bir zaman geçmesine gerek yok bence. Öyle ki 10 yıllık evli insanlar bile birbirini tanıyamıyorlar. Ben zaten zaman kavramına inanan biri değilim. Benim için önemli olan o an ne hissettiğimdir. Eğer onunla mutluysam yada onunla olmaktan huzur buluyorsam gerisi teferruattır. Duyduğun mutluluğu yada sevgiyi ertelemek ve bunu zamana bırakmak kendinden çalmak değilmidir sizce ? Bence kendinden çalmaktır sadece kendinden değil karşında ki insandan da çalmaktır. Çünkü geçen şey sadece zamandır başka bişey değil. Hayat o kadar kısaki bazen öyle pişmanlıklarımız oluyor ki yapmadığımız yada ertelediğimiz şeyler için. O zaman dönüp arkamıza baktığımızda neden yapmadım diye sorular sorup üzülebiliyoruz. Ama her şeye rağmen ne olursa olsun tüm imkansızlıklara rağmen eğer ortada yaşanacak bir sevgi varsa bu sonuna kadar yaşanmalıdır.

Karşına çıkan bu insan hele dünya tatlısı bir insansa offf diyorum işte. Hani öpmeye kıyamazsın diye bi tabir vardır ya hee işte öyle. Ben öperim ama kıyarım o ayrı. Aklını başından alır nerde nasıl ne yaptığını anlamazsın bile. Diyorum ya işte zaman hiç ama hiç ihtiyaç yoktur. Zaten eğer mutluysan sanki onu yıllardır tanıyormuşsun gibi bir duyguya kapılıveriyorsun. Hiç bitmemesini istiyorsun bu durumun. Çünkü o hayatında öyle bir yere sahip olmuştur ki kısacık zamanda ondan başka hiçbir şey güldürmez yüzünü. İşte böyle insanlar çıkabiliyor karşımıza hiç beklemediğimiz hiç ummadığımız hiç tahmin bile etmediğimiz zamanlarda. İşte bu insanlar iyi ki ve bu insanları iyi ki tanımışım diyebiliyorsun.

Yaşanacak bir sevgi varsa eğer sonuna kadar yaşanmalı doya doya. Ne kendinden çalmalı nede karşındaki insandan.. Ölürcesine yaşanmalı umarsızca. Haykırabilmeli sevdiğince yada oturup sessiz çığlıkları arasında boğulmalı….


Hani sorsan bana beni neye benzetiyorsun diye Gül derim
Neden diye sorsan dikenlerini söylerim
İmkansızlıklarına benzetip
Tuttuğumda ellerim acır biliyorum
Bir kere koklamaya cesaret etsem yüreğin acır onu da biliyorum
Seni uzaktan seviyorum
Ama yakındayım biliyorum
Bir sözünle sendeyim biliyorum
Sen benim belki de hiç tutamayacağım gül
Bense senin imkansızın
Sen benim ela gözlü dilberim
Bense senin yaramazın
Sen benim uzaktaki kıyamadığım
Bense senin yanıma yaklaşamadığın delin
Ama sen benim ela gözlü dilberim

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Sen Bana Aldırma Benden Adam Olmaz


Sen bana aldırma gülüm benden adam olmaz
Sen bakma benim haykırışlarıma aldırma benden adam olmaz
Es geç ne varsa yine gül gülen gözlerinle
Sen bana aldırma ben bir parlar bir sönerim
Aldırma işte bana benden adam olmaz
Çok sevdiğimdenimdir bilinmez yada kıskançlıktan
Tüm sinirim senden çıkardığım
Oysa kıyamazdım ki ben sana
Fazlası zarar diye boşa dememiş büyükler
Büyüdükçe anlaşılır olmuş hatalar
Keşke çocuk kalsaydık ve sadece düşünce canımız yansaydı
Demek isterdim gözlerine bakıp
Sözlerine güvenip
Sen bana aldırma gülüm benden adam olmaz
Seni kırdığıma mı yanayım üzdüğümemi
Benim olmayan sana mı
Sen bana aldırma gülüm
Aldırma işte benden adam olmaz
Bir yanar bir sönerim ben
Bir tek seni severim
Bir tek seni özlerim
Ama sen yinede aldırma bana gülüm benden adam olmaz
Tamam de eyvallah de geç
Şimdi gelsen gülen gözlerinle
Bilirim ki eririm karşında
Evet demek isterim izin verirse gururum
Ama sen bana aldırma benden adam olmaz

Başlık Bulamadım Buna

Sanırım içimdekileri ve düşüncelerimi kelimelere dökmek için baya bir zorlanacam. Çünkü tercüme edemiyorum yazıp yazıp siliyorum. Bu sefer olur inşallah ne diyeyim. Hayatta en çok önem verdiğim şey arkadaşlık dostluk. Bugüne kadar çok fedakarlık yapmış olsam da karşılık beklemedim hiçbir zaman hiçbir kimseden. Ama bazen insanın sabrı taşabiliyor işte gerilebiliyor. Aslında fazla da kafaya takmamak lazım diye düşünsemde olmuyor işte. Daha önce ki yazılarımda da bahsettim hep gitmek kalana değil gidene koyar her daim. Kalan kişi devam eder kaldığı yerden gitmişin yada gitmemişin pekte önemli değildir. İnsana koyan da odur zaten. Bir insana ne kadar çok değer verirsen bir o kadar göt gibi ortada kalırsın diye boşuna demedim ben. Kızgınlığım başkalarına yani onlara değil, kızgınlığım kırgınlığım sadece kendime. Sanal ortam yada real ortam hiç fark etmiyor. Çünkü yaşanılan şeyler hep aynı. Sen bir insana değer verirsin o insan o değerden anlamaz ve göt gibi ortada bırakır seni. Bazen işte uzak kalmak gerekir her şeyden. Yada gittimi tam gitmek gerekir. Bir daha hiç dönmeden. O değil de sanırım yine anlatamadım ben bişey. Demek ki sinirlendiğimde yazamıyorum yada başka bir şey var bilemiyorum. Ama şunu çok iyi ve emin bi şekilde söyleyebilirm ki ; Bir insana nekadar çok değer verirsen bir o kadar göt gibi ortada kalırsın. Bunu bilir bunu derim. Boşuna dememiş büyüklerimiz, insanoğlu çiğ süt emmiştir diye….

24 Temmuz 2011 Pazar

Bazı Kadınlar Çok Şey 2


Bazı kadınlar çok şey demiştik geçen yazıda ve iki tane kadın modelinden bahsetmiştik. Bugünde bir iki kadın modelinden daha bahsedelim.

Sevgilisiz erkek arkadaşsız yapamayan kadın tipleri var birde. Nasıl desem muhakkak bunların hayatında bir erkek olacak. Öyle çok aşık olmasına gerek yok, hatta ve hatta aşık olmasına da gerek yok. Biraz tipi düzgün olsun, az bişey sevsin filan yeterlidir bu tipler için. Ama illaki olacak yani biri hayatında. Bu öyle bir hal alıyor ki sonra Ahmet miydi Mehmet miydi diye karıştırabiliyorlar bazen.O kadar çok erkek giriyor ki hayatlarına saymak matematik profesörü olmayı gerektiriyor. Yani birinden ayrıldıktan sonra başka biriyle olmaları için aradan iki gün geçmesi yeterlidir bu tipler için. Çevresinde bulunan tüm erkek arkadaşlar onlar için potansiyel sevgilidir. Dediğim gibi biraz kaşı gözü düzgün olsun az bişeyde sohbeti iyi olsun olay bitmiştir. Bu kadınlar için bu yeterlidir sevgili olmaya. Hani derler ya “Don değiştirir gibi sevgili değiştirmek” bu tabiri onlar için rahatça kullanabiliriz.

Birde kendi cinsleriyle arkadaş olamayan kadın tipleri var. Çünkü aralarında sürekli bir çekişme doğduğundan genelde bu tipler erkeklerle arkadaş olmayı tercih ederler ve gerçekten de çok iyi anlaşırlar erkeklerle. Bu tiplerle oturup her muhabbeti her sohbeti rahatlıkla yapabilirsin. Yani karı kız muhabbeti hatta ve hatta futbol muhabbeti bile yapabilirsin. Bu tipler kendi cinsleriyle anlaşamamasının diğer bir nedeni de kıskanç olmaları. Mesela birinin sevgilisi var diğerinin yok. Bu tamamen kıskançlık ve kötüleme yoluna doğru yol alır. Aralarında gizliden gizliye bir yarış doğar çekişme doğar. Buda onların anlaşamamasında ki en büyük etkendir. Bu tipleri çevrenizde rahatça görebilirsiniz.

Benim hiç sevmediğim kadın tiplerinden biride gösterip vermeyen tiplerdir. Yahu madem gösteriyon niye vermiyon. Madem vermeyecen niye gösteriyorsun. Bu tiplerin egosunu tatmin etmek için böyle şeyler yaptığını düşünürüm hep. Yani kendi hazzını bu şekilde gerçekleştiriyor. Seninle her muhabbete girer çok rahattır yanında ne bilim hani sexten bilmem neden bahsedersin eşlik eder konuşur filan ama icraata gelince olmaz diye bir cevap alırsın. Sanırım bu karşısında ki insanı elinde tutmak için yaptığı bir taktik. Tavımdır böyle tiplere, tam her şey kıvamına gelir o ana kadar her şey yolundadır iş icraata gelince gider mutfağa bol buzlu bir su içmek zorunda kalırsın. Yada duşa girip ele kuvvet ve sonrasında soğuk bir duş. Bu durumun benimle bir alakası yok sadece tahmin ve tespitlerden kaynaklandığından dolayı anlatıyorum. Bir gün çarpılacam ama neyse. Şaka şaka sadece tespit :D

Birde saman altından su yürüten tipler vardır. Gerçi bunu hemen hemen her kadın yapar ama neyse. Bu tipler herkesin olduğu yerde böyle nasıl desem meleklerdir polyannadır ama bi baş başa kal seni yer bitirir bu tipler. O melek birden şeytana düşünür. Hani dersin ki ahh yazık ben buna kıyamam edemem art niyetli düşünemem filan dersin sen değil o seni becerir yemin ediyorum. Ama herkesin olduğu yerde o cennetten dünyaya düşmüş bir melektir. Ota boka karışmazlar çok bir kişiyle konuşmazlar. Onlar için sadece bir kişi vardır ve o kişi onun tanrısıdır yada kölesi orayı tam çözemedim ama nerden geldiğini anlamazsın. Dersin ki ulan Allah benim belamı versin der öyle ağzın açık mal mal bakarsın duruma. Bu kadın tiplerinden fazla korkmamak lazım eğer baş başa değilsen.

Bir de bahsetmek istediğim kadın tipi ve benim yine hiç sevmediğim tiplerden biri olmakla beraber aralarından tek tük çıksa da sohbeti keyifli olan tipler var. Bu tipler genelde kaliteli lüx yerlerde takılırlar. Burunları 4-5 cm havadadır bu tiplerin. Böyle kendilerini ulaşılmaz işte herkesten üstün sanan tiplerdir. Hani sınıf farkı diye bir durum varya sınıfına soktuğumu durumu. He işte onlar en üst sınıfta olduklarını sanırlar. Ulan gerizekalı sende sıçıyorsun bende sıçıyorum. Sende yemek yiğiyorsun bende yiğiyorum. Sende bulaşık temizlik yapıyorsun bende yapıyorum. Bu tiplerin ev hallerini çok merak ederim ben. Ama tahmin ediyorum ki evde o üst sınıf hallerinden hiçbir eser yok. Yani bizden biri sadece işte böyle karışık insanların her cinsten insanların bulunduğu ortamlarda totoları kalkan tipler. Ne diyim ki başka ağlanacak halimize gülüyoruz kimi zaman işte.

Son olarak ta size ağzından küfür düşürmeyen tiplerden bahsedim ve kadın konusunu kapatayım. Bu kadınlar ağzından küfürü düşürmezler. Hani pipisi olmayınca dile mi vuruyor bunlarda anlamıyorum. Bazen o kadar çok koyuyor ki ben erkek olduğum halde o kadar koyamıyorum yani. Bunlar bir başlarlar biz erkeklerden çok her kelimenin sonunda koyarlar. Artık Allah ne verdiyse. Genelde bu koyan tipler sanal ortamda çok koyarlar. Realde ise çok samimiyse biriyle o zaman koymalı emmeli gömmeli konuşurlar. Bu tipler sanırım ya çok sex yapmıyor yada çükleri olmadıkları için ve bu durumu bi eksiklik olarak hissetiklerinden tamamen bu olayın dile vurması da diyebiliriz. Kadının küfür etmesi en azından bana göre hoş bir durum değil. Haz etmediğim kadın türlerinden biridir bu kadınlar. Yok hayır koymaya başladığında durduramıyorsun da. Nasıl bir enerji nasıl bir performansları varsa artık anlayamadım ben bu durumu. Koyan koyana valla hayır bende koymak istiyorum da yani onlar kadar koyamıyorum üzülüyorum yani. Varlık içinde yokluk çekiyorum olmuyor böyle. Der ve kadınlar hakkında ki bu tespitlerime son noktayı koyarım. Bakın bende koydum :P

22 Temmuz 2011 Cuma

Bazı Kadınar Çok Şeyyy Hmmm Nasıl Desem Çok Şeyy İşte



Bazı kızlar nasıl desem hmm çok şey, şey işte ya. Neyse bu bir yerde dursun. He bir de şu var şimdi bazıları kendilerine edilen hitap şekillerinden rahatsız oluyorlar. Ben de bazen ne diyeceğimi şaşırıyorum tabiki. Şimdi kız mı desem kadın mı desem bayan mı desem öyle afallıyorum. Nabza göre şerbet vermek zorlaşıyor o zaman. Ama bazı kadınlar gerçekten çok şey, hmmm nasıl desem şey işte. Neden böyle bir şey yazmayı tercih ettim bilmiyorum ama gerçekten de zorlanacağımı da biliyorum. Ya eksik yazacam yada söylediklerim anlatmak istediklerime yetmeyecek. Karışık bir durum işte. Çünkü kadınlar öyle bir varlık ki, en safı dediğimiz kadın bile şeytanı parmağında oynatır. Valla gördüm şahitlerim var.

Bir çok kadın profili var. Şimdi ben hangisinden başlim bilmiyorum. Ama en tav olduğum şu ilgi manyağı olanlar. Hani böyle insanı çileden çıkarırlar. Tanışmışındır bir yerde bu genelde internet oluyor. Hani vermişindir tüm iletişim araç ve gereçlerini, dürterler seni dakika başı. Ya ben bi resim koydum beğensene yorum yapsana diye. Lan manyak zaten içimden gelse yada hoşuma gitse beğenirdim ne diye dürtüyorsun yada zorluyorsun. Zaten giderin olsa ilginin manyağını gösteririm sana. Beğenmedim işte hoşuma da gitmedi yorum yapasım da yok ne bok yemeye zorluyorsun ki yorum yap beğen diye. He bide bu tipler nasıl desem, hmmm hani böyle yeni bişey alırlar işte baksanıza nasıl olmuş yakışmış mı güzelmiyim vs. şeylerle kafa ütülerler. Bu türler hiç çekilmeyen insanı bunaltan tiplerdir. Sürekli ilgiyi alakayı üzerinde isteyenlerdir. Artık neyini tatmin edecekse. Güzelsen zaten bunu herkes görüyordur neyin ispatını yada olurunu istiyorsun ki. Kendine güvensizlikte olabilir bu durum. Hani hep başkaları tarafından poh pohlanmak isterler. Iyyy iğrenç oldu yahu düşüncesi bile kötü. Hani utanmasalar şimdilerde Hilal Cebeci gibi panpişlerim nasılsınız ben duşa giriyorum diye resim çekip koyacaklar. Allah düşmanımın başına bile vermesin böyle bir şeyi.

Diğer bir kadın profili ise, benim en çok sevdiğim ve tebrik ettiğim profil. Böyle oturmasını kalkmasını bilen nerde nasıl ve ne zaman konuşacağını bilen işte yerine göre espiri yapan kadın tipleri. Gerçekten de bu tip kadınlar çok hoşuma gidiyor. Yani insanlarla aralarında bir mesafe tutmasını bilen tipler ve kişilikler. Hani derler ya evlenilecek kız var eğlenilecek kız var diye he işte gerisini size bıraktım bundan sonrasını. Çünkü ben bu duruma karşıyım. Bu eğlenilecek evlenilecek muhabbetine. Karşında ki insan nasıl olursa olsun hiç kimsenin hiç kimse ile oynamaya incitmeye hakkı yok diye düşünüyorum. Yani hiçbir insan basit insan değildir kendini basitleştirmedikçe. Ama dediğim gibi yine tekrarlıyorum benim en sevdiğim kadın profili bu profil. Kısa ve net işte onlar hakkında çokta yazılacak bir şey yok. Çünkü onlar kendilerini gerçekten belli ediyorlar. Tabiki bu yazdıklarım sadece kadınlar için değil. Cinsimde de var böyle tipler. Cinsime tükirim emi. Bazen gerçekten çok iğrenç olabiliyoruz maalesef. Neyse bu durumu başka bir zaman yazarım. Diğer kadın profillerini de başka zaman yazmak istiyorum. Çünkü yazdıkça durumun bokunu çıkarmak istemiyorum. Her şey tadında güzel.

Bazı kadınlar çok şey, hmmm nasıl desem çok şey işte. Neyse ben bulamadım siz anladığınız yazarsınız :D

21 Temmuz 2011 Perşembe

Keşke Kıymetini Bilseydik Çocukluğumuzun




Ben küçükken her çocuk gibi büyümeyi isteyen biriydim elbet sizin gibi. Kim istemedi ki hangimiz istemedik büyüyüp büyük adam olmayı. Belki de farkına hiç varmadık bilmedik çocukluğumuzun kıymeti. Eğer ben bunu söylüyorsam şimdiki çocukların vay haline. Çünkü çocukluk bizim zamanımızda çocukluktu. En azından bana göre. Oynadığımız oyunlar yaptığımız hareketler davranışlar hepsi birer çocukluğumuzun ne kadar büyüleyici olduğuna işaretti. Ama biz bunların dışında hep büyümeyi istedik.. Daha özgür daha dedim dedik. Yani kıymetini bilmediğimiz çocukluğumuzun sanırım tek hayal kırıklığıydı çocuk olmak çocuk kalmak büyüme isteğimiz. Mesela ben neden büyümeyi istiyordum. Bana en çok dokunan olaylardan biri de öğle uykusuna yatmam dı. Hiç sevmiyordum halende sevmem etmem ya neyse. Oturduğumuz mahalle nasıl desem bayırı olan bir mahalleydi. Kışın kar yağdığında tüm mahalle sakinleri dışarıya çıkıp kayarlardı. Genci yaşlısı anası babası çoluğu çocuğu herkes. Yalnız bi ben evde olurdum ve buda bana çok koyardı. Sinirden defalarca ağladığımı biliyorum ve bu yüzden büyümeyi özgür olmayı çok istiyordum. Çünkü camdan onları seyretmek gerçekten koyuyordu insana. Hee arada sırada kaçardım evden bizimkilere hissettirmeden. Ama yakalandığım zamanlarda olurdu. Tabi o zaman anında popoda sıcaklığı hissedilen bi terliğe maruz kalırdım orası ayrı. Şimdiki çocuklara gerçekten çok üzülüyorum ve çocukluklarını yaşayamadığını düşünüyorum. Her şey sanala dökülmüş durumda. Hadi bana internetsiz yapacak hayatına devam edecek bir çocuk gösterin. Eskiden yani benim çocukluğumda bilgisayar hatta internet denen bir şey yoktu. Okulun olmadığı zamanlarda sabahın 9 unda kendimizi sokağa atıp akşama kadar onlarca oyun oynayıp eve üstümüz başımız kir içinde gelirdik. Böylece çocukluğumuzun tadını çıkarırdık. Alman kalesi, 9 aylık, gazoz kapak, misket, saklambaç, yakar top, ortada sıçan ve aklıma gelmeyen daha bir sürü oyun. Şimdiki çocuklara bunardan birini sorsanız sanırım hiç birini oynamamıştır yada bir haberdardır bunlardan. Birde hafta sonları tabi ki yaz mevsiminde gidilen piknikler yada deniz gezmeleri. Şimdi baktığımda bunların hiç birinden bir eser yok. Kimliğimizi mi unutuyoruz yoksa başka bir neden mi ? Onun için çok şanslı hissediyorum bu konuda kendimi. He birde şu vardı Mesela çocukları yatağa yatırıp karı koca olarak akşamları sahile kaçarlardı. Bununla ilgili bende bir anımı hatırlatayım hazır konusu açılmışken. Biz bir zamanlar Sarıyer de oturuyorduk. Oturduğumuz ev müstakil bir evdi bahçeli filan ama güzel bir evdi geniş ve ferah. Neyse geceleri arada bir kalktığımda babamla annemi bazı geceler göremiyordum ve nereye gittiklerini nerede olduklarını çok merak ediyordum. Bu arada dedem ve babanem ile birlikte yaşıyorduk. Bunlar meğersem geceleri yatak odasında ki camdan kaçıp geceleri Sarıyer sahile inip çay filan içiyorlarmış oturuyorlarmış kimseye bişey çaktırmadan. Bir gece tabi ben o zamanlar gerçekten yaramaz ve fırlama bir çocukmuşum Gerçi sanırım şimdilerde de öyleyim. Yatağa kıyafetlerimle girip milletin uyumasını beklemeye başladım. Herkes uyuyunca yataktan çıkıp annemle babamın yatak odasının kapısında beklemeye başladım içerden sesler geliyor ama pek anlamıyorum ne oluyor ne bitiyor diye. Sakın burada fesatlaşmayın oyarım :D. Camın açıldığını duyar duymaz hemen kapıdan içeri girdim ve tam çıkmakta olan babamla annemi yakaladım yada onları bastım o şekilde. Ama onların o anki yüz ifadesini aradan yıllarda geçse unutmam unutamam. Düşünsenize gece sahile kaçıyorsunuz ve üstü giyilmiş saçları taranmış oğlunuz sizi o an yakalıyor. Neyse bende gelecem diye direnmeye başladım ilk tepki git yat oldu ama ben yermiyim. Dedemi uyandıracağımı söyler söylemez hadi oğlum gel gidiyoruz diye babamdan bir tepki korkuyla karışık . O gün hayatımda unutamadığım bir gün geçirmiştim. Çünkü tüm kozlar benim elimdeydi. Dondurmalar oyuncaklar vs. ne istersem hepsi benimdi. Hatta gördüğüm bir tank oyuncağını dükkan kapalı diye alamamışlardı eve gelirken baba o tankı istiyorum dediğim de ertesi gün o tank benim elimdeydi. Şantaj yemek kötü şey. Diyorum ya o zamanlar bir başkaydı saflık temizlik birilerinin yardımına koşmak toplanıp bir şeyler yapmak. Komşuluk ilişkileri vs. hayat o zaman hayattı. Biz büyüdük ve dünya kirlendi değil büyüdükçe kirlettik dünyayı. Şimdi sorsam her birinize sanırım hepiniz benimle aynı düşüncedesinizdir. Çocuk olmak ve doya doya o çocukluğu yaşamak. Haksızmıyım ?

19 Temmuz 2011 Salı




Bugün öleceğimi öğrendim. Üzülmedim aslında. Bir son olmadığını düşünenlerdenim. Yıllardır istediğim bir şeydi bu aslında. Gitmek gidebildiğin kadar uzağa gitmek. Açıkçası bu kadar erken olacağını düşünmüyordum. Ama yine de korkmuyorum ölmekten. Her zaman dediğim gibi ölüm bir son değil bir başlangıçtır sonsuzluğa. Yeni bir varoluştur. Hiç bilmediğin bir yere gitmek ürpertici de olsa aslında belki de en güzelidir bu gitmenin. Ardı arkası kesilmeyen tüm sorunları bitirip gitmek neden korkutucu olsun ki. Evet bugün öleceğimi öğrendim. Korkmadım korkmuyorum.

Konuşmayacam artık hiçbir kimseyle. Ses çıkarmayacam artık. Duymak isteyen görmek isteyen sadece sessiz çığlıklarımı görecek duyacak. Çünkü artık sözün bittiği yer. Belki de bir hoşçakalı çok görecem size yada bir elvedayı ama gidecem işte gidebildiğim kadar. Öyleyse şimdiden Hoçakalın……

18 Temmuz 2011 Pazartesi


Gül'ün var ama gülümsemenin mevsimi yok tebessüm et
Saniyeler hırsızdır aynalardan güzelliğini çalmadan acele et
Çünkü hayat sadece bir gün o da bugün sevgili aşkı mutlu et
İhanet gönülde kanayan bir yaradır sadakatinle tedavi et
...Dile gelmez sözcükler utanıp el açamaz muhtaçlar gör ama göstermeden yardım et
Doğrunun yanında eğrilmeyen bir dostun varsa eğer korkma itaat et
Benliğinden özünü söküp almak için seni ameliyat masasına davet edenleri reddet
Elbet iyi halin defalarca suiistimal edilecek karşı koy dik dur üstüne abanan iftiraları inkâr et
Güzelliğine gelen hediyeleri değil sağlığına duacı olandan gelen çiçeği kabul et

Ağız tadıyla kurulan sofralarda edilen sohbetlerde sana minnetle bakan bir yüz görürsen şükret
Arkadaşım var deme ama illa ki var diyorsan onunla uzun ve zor bir yolculuğa seyahat et
Sorgula hayatı kurşundan kaçan kuşun kekremsi tadına var ölüme korku verene iman et
Sevdiğine sarıldığında derin bir nefes al ter kokusunun yerine menfaat kokusuyla doluyorsa ciğerlerin durma terk et
Yerçekimine karşı koyamazda sendeleyip düşersen yere göğe bak sevdiğin ellerini uzatıyorsa teşekkür et
Beklemek yüktür ağır gelir sırtına ama beklenen varlığına varlığını armağan ediyorsa mükâfat olur sabret
Gururun ilmeği boynunda sallanıyor da olsa sevdanı yarına erteleme hemen şimdi itiraf et
Aldanışlarda aldatılışlarda parçalandıysan un ufak olduysan sakın vazgeçme parçalanan yüreğini seveninle tümlet
Kelimeyi şahadet döşeği dar geldiğinde sevdiklerini senin sevdiğin ne varsa sevene vasiyet et
Erdem şan şeref paha biçilmez sermayendir bu hazineni talan edeni değil kollayanı baş tacı et

Önünü kesip hayallerini gasp etmek isteyen haydutlar çıkacaktır karşına umutlarını canın pahasına tımar et
Aslolan kudret içinde kıpırdayan bağışlamanın gücüdür özürle kapını çalana sırtını dönme affet
Özgürlüğün el yapımı elbisesini tutsak vücuduna giy sevgini haykır dağa taşa ilan et
Hatırla okuma yazma bilmezdin eskiden okuryazar oldun ya şimdi aşkı yaz gönüllere meşki öğret
Cahil olmak suç değil görgüsüz olmaktır kabahat yüzüne vurma kusurunu iyiliği tarif et
Dudaklardan fırlayan konuşmalar kulaklarından girip vicdanını yokluyorsa canını acıtabilir dikkat et
Kılavuz ol arkandan gelenlere yaşam sınavında onlara kopya ver ama çalışkan olmayı tembih et

Faturalar kredi kartları iş toplantıları maaş günleri alışverişler unutturmasın özel günleri fark et
Kumar risktir cesur olmak yetmez şans gerekir masaya oturmadan önce sandalyeden kalkanın halini seyret
Düşmanların savaş açıp saldıracak yaralarına acele etme işte tam o zaman ruhsatlı ve yasal bir silahtır sükûnet
Çok sevenim var diyorsan eğer bir gece onların kapılarını çal ben bir suç işledim de içeri buyur edenleri tespit et
Kin kibir önyargı aileni sevgilini arkadaşlarını dostlarını ele geçirmişse onları hoşgörüye davet et
Bir derdin olduğunu duyanlar koşup geliyorsa kovma gönderme yanından çağır yanı başına güveninle mest et
Bırak medeniyetin darağacında sallansın günahlar sen sevabı beşiğinde sallamaya devam et

Günden güne eriyorsa sevinçlerin hayallerin senden ayrılıyorsa kesende büyüttüğün mutluluk can çekişiyorsa endişe et
Kavgalardan sonra ilk adım hep karşıdan atılsın diye bekleme kavganın sahibini aramak yerine barışıp anlaşmayı teklif et
Kısa metraj bir filmdir hayat sen bu filmde sadece bir sahnede gözükeceksin filmin kötü karakteri olmaya ne hacet
Hepimiz çiğ süt emdik emdiğimiz sütü burundan getirmeyi marifet sayıp can yaktık yaktığın canı söndür yananı canın farzet
Sevdiğini matematiği alt üst eden bir hesapla sevki hesaplayamasınlar içindeki sevgiyi sen bile buna hayret et
Kimsesizlik abluka altına aldıysa ruhunu şehir bir odadan daha dar geliyorsa tenine yalnızlığını imha et
Bildiğin ne varsa unut ve unuttuğun ne varsa mutlaka hatırla hafızan adın ne diye sorarsa utanma sevdiğinin adını zikret
İlkokula ilk gün başlayan çocuklar gibi korkuyorsan aşka başlamaktan içindeki çocuğu mücadeleye ikna et
Aklın iflas ettiğini açıklıyor haz organlarını yokluyor uyku rest çekip terk ediyorsa gözkapaklarını kendini aşka teslim et
Şuan gözlerinden kalbine doğru usul usul ilerliyor bu şiir hisset…


Ne zaman “O”nu düşünsem, kendimi yüksek bir binan en tepsinden atlayıp o boşlukta biraz korku biraz endişe biraz mutluluk biraz belirsizlik ve biraz ölmekle ölmemek arasında ki çelişkili bir durumda buluveriyorum. Uzaklaştıkça yakınlaşmanın vermiş olduğu o belirsizlikler içinde kaybolmak nedir bilirmisiniz. Açıkçası bende bilmiyorum. Belki de bilmek istemiyorum. Hayır o değil ne yazacağımıda bilmiyorum. Hani bazen hiçbir şey yapmadan öyle malca uzanmak istersin ya boş boş bakarsın etrafa. Ne izlediğin tvden bir şey anlarsın nede dinlediğin bir şarkıdan. Öylece kala kalırsın. Hiç bir şey yapasın yoktur. Sadece mecbur olduğun nefesi alıp verirsin. Yorgunsundur, ne yapacağını bilmiyorsundur, sıkkınsındır. Hani gülmek bile çok lüks gelir sana. Ne konuşacağını ne yazacağını bilmezsin. Kimseyi görmek istemezsin. Ben şimdi bunları niye yazıyorum inanın bende bilmiyorum. Hani okurmusunuz okumazmısınız bilmiyorum ama yani çabalamayın burada ne demek istiyor işte canı sıkkın mı değil mi diye hiç boşuna uğraşmayın. Bugün böyle işte. Aslında bilgisayarı da açasım yoktu. İstediğim sadece bir yerlere gidip kimsenin olmadığı sessiz sakin bir yerde oturmak başka hiç bir şey değil. He bir de hava çok sıcak. En iyisi şiir yazmak….


Ne bir yanım fazla nede bir yanım eksik
Öyle anlamsız işte bu hayat gibi
Ne bir gelenim var nede bir gidenim
Bundan vazgeçtim ne bir arayanım var ne de bir soranım
Ne birine katmışlıklarım var nede katılamadıklarım
Yalnızlıklarım var benim en asilinden
Bir ben varım birde bende ki ben
Kimse yok bir bedenden bir bedene
Yarattıklarımızdan başka yok içte hiçbir kimse
Yaratıp öldürdüklerimizden başka
Bir mezar var işte ölülerimize
Sahipsiz gömülen yalnızlıklar şehrine
Hepimiz birer ayaklı mezarız işte
Biz nereye onlar oraya
Sil göz yaşlarını artık
Ölünün arkasından ağlanmaz derler
Sil göz yaşlarını yeter yıkadığın yüzün
Sil artık göz yaşlarını
Ölenin arkasından su dökülmez hiç bir zaman geri gelsin diye

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Hmmmm Bilmiyorum


Gitmek nereye gitmek yada kalmak neden kalmak. Yaşamak nasıl yaşamak hangi yaşamak. Var olmak neden ne için hangi sebep. Sevmek sevilmek neden sevilmek. Hangi sevilmek neye göre kime göre. Nefes almak yada alabilmek. Zorlanmak. İsteksizce davranmak. Haykırmak susamak belki de susarak haykırmak. Gülmek ağlamak belki de gülerken ağlamak. Yada maske olarak kullanmak. Göz yaşı kimin için ne için neden. Hangi sebepten ötürü. Yoksa benden ötürü mü. Sebepler nedenler niyeler. Yaptığımız yada yapacağımız her şeyde bir neden sebep niyet. Nefes alıyorsun sebep ? Dünyaya geldin mecbursun yoksa dikersin nalları. Ölmek bile bir sorun. Kim isteyerek geldi ki zaten isteyerek gitsin. Varmıdır başka acaba isteyerek gelmediği bir yere isteyerek gitmeyen bir varlık daha. Sen ben onlar biz siz bizler hepimiz. Niye buradayız neden buradayız. Sebep ne ? Aslında var olan sandığımız her şey yoklar olmadılar olmayacaklar. Birazına biz izin vermeyecez birazına da onlar. Bir tokatla uyanıp bir pamukla gidecez. Nerden geldiğimizi bilmediğimiz ama yine bilmediğimiz bir yere gidecek olmamız kaçınılmaz. Hangisi hangimiz kim kimler neler neler. Hadi cevapla cevaplayabilirsen. Sor sorabildiğine var varabildiğine ama git işte gidebildiğine. Sana bana ona buna kime istersen git işte sebepsiz git nedensiz git. Ama koskoca bir yürekle git. Düşünmeden etmeden sonunu bilmeden git. Özgürce git siktirolup git ama git. Bir kere bile olsun sonunu düşünmeden git. Mutlu olacağına inanıyorsan git. Üzülmeyeceğine inanıyorsan git ama git yani. Git gidebildiğin kadar kendin için git. Kendin için hayatta ilk defa gerçekten özgür olduğunu düşündüğün şey için git ama git. Yada kal. Yapmacık hayatına devam et. Kal sahte insanların arasında. Yada sadece kal mecbur olduğun hayatı sürdürebilmek için kal. Kendini kandırabildiğin sürece kal özgürüm diye kal. Yalandan özgür olduğunu sadığın özgürlük için kal. Benim için kal onun için kal bunun için kal. Ama yalandan da olsa kal işte.
Yalanlarınla sahte hayatınla kal. Özgürce çıkamadığın yağmurun altına bile özgürüm diye havalandığın hayatın için kal. Ona buna hesap vermeden gidemediğin tatiller için kal özgürsün ya. Kimseye hesap vermeden yapamadığın onlarca şey için kal. Ya burada kal yada siktir ol git özgürlüğün için. Geride kalanlar elbet devam edecekler hayatına. Belki 1 gün belki 2 gün üzülecekler ama deva edecekler yalandan özgürcülük hayatlarına. Ama kal yada git hiç fark etmez. Bilirim ki her koyun kendi bacağından asılır. Yarını bulamadığın sürece sen zaten bir hiçsin ve tutsaklıklara mecbursun. Sende her insan gibi görünmeyen prangalarla özgür olduğunu sanıp kalacaksın kalabildiğin yerde. Bense diyecem ama demiyorum benim ne bok yediğim belli değil sağım solum belli değil. Belki birkaç yıl daha oynarım bu özgürcülük rolünü üstüme yakıştığı sürece. Sonrası meçhul zaten. Sana bana ona buna onlara bunlara şunlara bir zararım yok nasılsa. Kimse kimseye zarar vermez ki. Bir insan en büyük zararı kendisine verir. Kimse kimseyi yok edemez üzemez kendini yok edip üzdüğü kadar. Senden benden bizden hiç birinin hiçbir farkı yok. Kendi masalımızı kendimiz yaratamadığımız sürece. Belki de sen o pamuk prenses bense o prens olabilirdim. Ve dudaklarına kondurduğum tek bir öpücük ile dünyamızı yaratabilirdik. Belki de belkide belkide….

Anlamı Yok Nefes Almanın




Bak yine sabah oldu
Yine uykusuz bir gecenin sabahı
Düşlerin kahramanı sen yine yoksun
Hiç olmadın ki zaten
Ya ben sana geç kalmıştım yada sen erken gittin
Hayal edilen bir çift gözdü uykusuz bırakan
Sağa sola dönülen yatakta
Seni arayan iki gözdü bu sana bakan
Geçmek bilmeyen saatlerin dakikaların saniyelerin
Umarsız düşüncelerin
Sebebiydin sen
Bir varmış bir yokmuş ile başlayan hikayelerin kahramanıydın sen
Hikayeler bile mutlu sonla biterken mutsuz sonun baş rolüydün sen
Her yakılan sigaranın ateşiydin
Belki de içime çektiğim dumanı
Bir farkınız yok aslında
İkiniz de yavaş yavaş öldürüyorsunuz
Sigara öksürte öksürte
Sense yaka yaka yüreği
Ne anla mı kalır ki zaten sensiz uyanılan sabahların
Geçmek bilmeyen gecelerin ne anlamı kalır
Dolunay olsa ne faydası var ki
Seninle seyredemedikten sonra
Aynı gök yüzünü paylaşmak neye yarar ki yanımda olmadıkça
El ele kol kola seyredemedikten sonra ne anlamı kalır denizlerin okyanusların
Ne anlamı kalır gözlerine bakamadıktan sonra gözlerimin
Anlamı kalmaz ellerimin, ellerinde olmadıktan sonra
Ayakların da bir anlamı yok zaten sana koşamadıktan sonra onlarda anlamsız
Kalbi çıkarıp geri kalanını gömmek lazım
İsimsiz kahramanlar şehrine
Yada bir toplu mezara yetimlerin olduğu
Belki de işe yaran sadece yürek
Senle dolu seni sevene senin olan
Ne anlamı var ki bu bedenin sen olmadıkça
Sensiz bir yetim sensiz bir öksüz gibi hep eksik
Ne anlamı var ki nefes almanın
Beraber o nefesi tüketmedikçe
Ben sana yanarken tükettiğin nefesin ne anlamı var ki başka ellerde
Bir umut işte belki ölünce görmek seni
Boşun dememiş büyükler
Umut garibin ekmeğidir diye
Benim ekmeğim sensin sen bilmesen de….

Onur Bi Siktirgit Artık


31 yaşına gelmiş olmama rağmen halen kendimi kandırabiliyorum. Nerede imkansız varsa onu bulabiliyorum. Sorun bende biliyorum. Kimseyi suçlamadım suçlamıyorum suçlamayacamda. Bırak iğneyi çuvaldızı hepsini kendime batırıyorum canımı yaka yaka. Üzülmüyormuyum tabi ki üzülüyorum. Canım da yanıyor kimi zaman. Karşımda ki insanın hiçbir suçu yok bu benim kendime çektirdiğim eziyet. Boşlık doldurmak mı tabi ki değil. Hissedilen şeyler hiçbir zaman boşluk doldurmak olmamıştır zaten. Olmayacakta. Bu tamamen benim kendimle olan savaşım kendimle yaşadığım bir durum. Nalet olası yüreğimin yaptığı şeyler. Kahrolası beynimin durduğu ve sadece yüreğimin konuştuğu düşündüğü şeyler.. Saçma yada değil ne fark eder ki engel olamadıktan sonra söz geçiremedikten sonra. Bazen çekilmeyi bilmek gerek yada frene basabilmek. Ne fren kalmış ne balata. Çok konuşuyorum kendimle öyle böyle de değil baya bir konuşuyorum yani. Bazen diyorum siktirgit işte. Yok ol toz ol defol. Siktirgit işte gidebildiğin yere. Herkesten uzak her şeyden uzak dur kal. Zaten yalnız değilmisin? Ne değişecek ki değişen tek şey tanımadığın insanlar olacak Tanıdıkların bir yararı yok nasılsa. Her zaman derim bu hayatta sadece ahret gününde sevap günah olayı var ya. He işte sadece sen şu günahı işledin sen bu sevabı işledin diye gösterildiğinde karşı çıkmayalım diye yaşadığımız bir hayat bu. İspatı işte. Kıyamet mi kopacak ne olacaksa olsun yani. Sıkıldım bunaldım yoruldum. İsyan değil bu haşa ama yoruldum sanki ya. İnsanım bende ama dimi yani. Yada değimliyim. Sahi kimim ben kim ? Hangi yürekte ne kadar atıyorum yada benim yüreğimde atanların hangi biri benim için yaşıyor yada atıyor. Yetmedi mi bugüne kadar verdiklerim karşılık istemeden. Yetmedi mi yapılanlar ? Hak ettiğim buysa eğer bir yerde bir yanlışlık var diyebilirim sadece. Yine de boynum kıldan ince.

Tabiki boynum kıldan ince hakka adalete ama ben bu adalete inanmıyorum. Testse test sınamaksa sınamak sınavsa sınav. Yoruldum yeter artık. Ben kağıdımı verip çıkmak istiyorum. Ölümün gerçekten cehennemlik olduğunu bilmesem çoktan gitmiştim belki de. Çünkü biliyorum yada inanıyorum ki ölüm bir son değil bir başlangıç. Artık kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Ailem sevgilim arkadaşım eşim dostum yani kimse kim. Artık başkaları benim için bir şey yapsın. Çok mu şey istiyorum ki ? Bi söz vardı bak o aklıma geldi şimdi. Mutlu olmak istiyorsan kimseden bir şey bekleme diye. Ama böyle de olmuyor ki. Offf bunaldım yine. Ya Onur bi siktirgit artık git yani git gidebildiğin kadar. Bi siktirgit artık yeter.



Yok Başlık Maşlık İşte


Kafam o kadar karışık ki şuan, hani nerden başlasam etsem diye düşünüyorum ama bir şey bulamıyorum. Sanırım en iyisi yine akışına bırakmak. Dört bir koldan yazmak işte. Eğer içimdekileri tutarsam sanırım kafayı yerim.

Sahiplenmek kimi zaman çok iyi kimi zamansa çok kötü bir şey. Eğer bu saplantı haline geliyorsa işte o zaman çok fena bir durum.. Aynı şey gibi oluyor bu. Bir oyun konsolu olduğunuzu düşünün. Güzel bir oyun var ve tüm yönlendirmeleri tüm hareketleri elinizdeki kumanda işte coistik artık ne haltsa onunla yapıyorsunuz. Durumum bu. Ama sizin isteğiniz dışında bir şey olduğunda köpürebiliyorsunuz yada üzülebiliyorsunuz. Evet bir insanı yöneltmek yönlendirmek kötü bir şey ama işte o sahiplenme duygusu yok mu ölçüsünü kaçırdığında rezilde olabiliyorsun vezirken. İşte o zaman ipin ucu kaçıp gidiyor elinizden. Bu çok sevdiğinden mi kaynaklanıyor başka bir şeyden mi bilmiyorum ama kimi zaman güzel kimi zaman kötü işte. Koruma iç güdüsü bir anda kabarıyor. Karşındakinin olgun biri olduğunu düşüncelerinin kendini yönlendirebilecek kadar iyi olduğunu unutup onu tamamen daha 14-15 yaşında hayata yeni yeni gözünü açmış biri olarak görüyorsun. Bir çocuk gibi mesela. Bu yüzden yönlendirme sahiplenme koruma iç güdüleri kaplan gibi oluyor. Çok iyi uyandığın bir sabaha ufacık bir şey yüzünden canını sıkıp geri kalan zamanda da kötü geçmesini sağlayabiliyorsun.

14 Temmuz 2011 Perşembe

İçimden Geldi Yazdım 3


Bazen aşk, senin hiç haberin olmadan gözlerinde kaybolmaktır. İnebildiğin kadar derinlere inmektir. Yüreğine varıncaya kadar, içindeki güzelliği keşfedene kadar. Bazen aşk, dudaklarından öpmektir. Umursamadan aldırış etmeden hiçbir şeye. Bazen aşk, karşına geçip sadece susmaktır tek bir kelime etmeden. Bazen aşk, ellerinden tutup yağmurun altında delice ıslanmaktır. Bazen aşk, başımı omzuna yasladığım da duyduğum güvendir, huzurdur. Bazen aşk, söylediğin bir tatlı sözdür. Aslında aşk senin yüreğindir. Aşkın ta kendisi sensindir. İşte aşk senin yanında olmaktır senle olabilmektir. Aslında aşk gözlerimi kapatıp açtığım da yine yanımda olabilmendir.


Belkide Aşk İntiharın Ta Kendisidir





O gördüğüm en güzel varlıktı. Huyu, suyu, gözü, saçı her şeyiyle harika biriydi. O’nu görme çabalarım her geçen gün artarken O’ndan gelecek en ufak bir şey için çok mutlu olabiliyordum. Söylediği her kelime her söz ruhumu temizleyen ve her şeyden arındıran bir yağmur damlası gibi saf ve temizdi çünkü. Günler geçtikçe daha da kuvvetlenen bir sevgi, daha da sağlamlaşan bir bağlılık vardı sanki aramızda. O’nun benden uzakta olması, O’na dokunamamak, her dilediğim de görememek zor olsa da O’nu sevmek her şeye bedeldi. Belki de bu yaşanan aşkın diğer yanıydı kim bilir. Ama O her şeye değer biliyorum bunu.

İmkansızı sevmek zordur, yorar insanı. Ama verilen sevgi, değer karşılıksızsa yapılacak hiçbir şey yoktur. Karşılıksız olanı makbul değilmidir zaten. İnsan eğer sevmekten mutluysa ve onun tek bir gülüşü yüzünde gülücükler oluşturabiliyorsa daha ne ister ki ? Karşılıklı olması yada karşılıksız olması neyi değiştirir ki ?

Uzaktan sevmek gerekir bazen de hiçbir şey hissettirmeden, sessiz ve derinden. İmkansızındır çünkü o senin. Ne onu kaybetmek nede onu üzmek istersin. Tutunacak bir dal yada kimi zaman sığınacak bir limanındır senin. Aradığını onda bulmuşundur. Bazen bir tek gülüşünde yada söylediği bir sözde gizlidir mutluluk. Ama her şeye rağmen sevip değer verdiğindir. Doğru yada yanlış bunu sorgulamadan, imkansızlıkları göz ardı ederek delice özgürce seversin. Umursamazsın hiçbir şeyi. Göz ardı edip gömersin içine. Senin olmayan gözlerini, hiçbir zaman tutamayacağın ellerini yada yanağına konduramayacağın bir buseyi saklarsın gömersin içinde. Yüreğinde ki toplu mezara gömersin bu isteklerini. Bir başkasıyla aynı evi paylaşmasını yada aynı yatağı paylaşmasını düşünmek istemezsin gömersin işte içine. Çünkü yastığa başını koyduğunda her bir düşünce yüreğine bir kurşun gibi saplanır ve orada kalır. Senin değildir O ve belkide hiçbir zaman senin olmayacaktır. Gönlünü kaptırdığın imkansızındır o senin. Bir başkasına ait ama herkesten çok sevdiğin imkansızındır.

Aşk insanı kör eden bir duygudur. İnsan beyninin durduğu ve sadece yüreğin doğrultusunda ilerleyebildiğin bir durum. Hissettiklerine engel olamazsın. Doğru yada yanlış senin için o an önemsizdir. Çünkü bir kere yürek elden gitmiştir. Seviyorsundur öyle böyle de değil çok seviyorsundur ve yapacak hiçbir şeyin kalmaz. Etrafındaki insanları ona benzetmeye çalışırsın ama beceremezsin. Çünkü onu kimsenin yerine koyamazsın. Bir imkansızı da böyle yaşarsın. Bazen susarsın sessiz çığlıklar atıp. Haykırırsın kimse görmeden duymadan. Bazen de bir kenara çekilir sadece izlersin seyredersin. Ama yüreğin onu her gördüğünde daha şiddetli çarpar. Hissettiklerini haykırmak istersin ama beceremezsin. Yüreğindekiler bir türlü dökülmez kelimelere. Saçmalarsın bir süre, aptallaşırsın hani ne desem ne etsem diye ama bir türlü istediğin gibi konuşamazsın. Onu üzmekten kırmaktan korkarsın incitmekten çekinirsin. Çünkü O senin artık hayattaki en değerli varlığın olmuştur. İmkansızındır senin ulaşamayacağındır. Bir başkasına aittir ve sen sadece öylece uzaktan seyretmeye mahkum kalırsın. Korkarsın çünkü kaybetmekten.

İmkansız olanlar genelde toplumda yadırgandığı için sadece susmak gerekir uzaktan sevmek gerekir. Yanlışı doğruyu düşünmeden. Ama ortada bir sevgi varsa ve bu karşılıklıysa bunu gizlide olsa yaşamak mutlu olmak. Ama ön yargılarımız ve bastıramadığımız duygularımız da vardır. Engel olamadığımız duygularımız. Vicdan azabı çektiğimiz durumlar. Belki de uzaktan sevmek gerek. Belki de susamak, susarak haykırmak. Ama sevmek çok güzel. Sessizce yalnız ve tek başına. Aşk çok güzel. Belki de aşk bazen bile bile körü körüne uçurumdan atlamaktır, kim bilir. Belki de benim aşkım intiharın ta kendisidir.




12 Temmuz 2011 Salı

Kendimle Konuştum İşte Boş Boş


Yürüdüm, yürüdüm geldim. Ne geçti elime ? Daha çok sıkıldım valla. Dışarısı cıvıl, cıvıl herkes sevgilisini eşini takmış koluna geziyor. Benim günahım ne diye düşünmedim değil hani. Hee Devlet Bahçeli’nin püskivit esprisinide yapmayacam, valla yapmayacam benim neden yok diye. Hayat hiçbir zaman adil olmadı halen de inanmıyorum olmadığına. Az önce yaşayıp gördüm zaten. Bir sürü nedenler sorular bilmem neler işte. Sorun bende mi başkasında mı bilmiyorum ama. Çuvaldızı kendime batırdığımda sonuç ortaya çıkıyor. Yanlış bende maalesef. Yanlış insanları sevmem yanlış insanlara aşık olmam vs. vs. işte. Amaaan olsun ben seviyorum onu yanlış yada doğru demek ki bu sevginin de bedeli bu. Olsun yapacak bir şey yok. Neyse bunalıma bağlamayacam yine koy verdim gitti :D

İçimden Geldi Yazdım 2


Hani bir şarkı dinlersin, sana “O” nu hatırlatır. Ama senden başka kimse de bilmez. Yakarsın bir sigara derin bir nefes çekersin kaparsın gözlerini “O” nu düşünürsün. Gözleri gelir gözlerinin önüne. Ellerini tutarsın sıkıca. Korkarsın gözlerini açmaya kaybolup gidecek diye. Ya bir daha öyle hayal edemezsin diye korkarsın işte. Tüm dünya ile bağlantın kesilmiştir. Fonda çalan ama sadece senin bildiğin o şarkı ve gözlerinin önünde gözleri. Öylece dalar gidersin gözlerinin sonsuzluğunda. Sonra yüzünde aptalca bir tebessüm oluşur birden. Hani bir kelebek yakalarsın ya, kaçmasın diye sıkıca tutsan ölecek, merak edip bakmaya çalışsan, bu seferde kaçacak diye endişelenirsin. He işte tamda o durumda kalıverirsin. Kalbin hızlıca atmaya başlar ve bir ritim oluşturur güm, güm diye. Daha da derine indikçe gözlerin de “O”nun, göğüs kafesin darlaşmaya başlar, engel olamazsın kendine. Hayal edersin işte. Tanrıdan dilersin gözlerini açtığında hemen karşında olmasını. Belki imkansız ama hayal işte bu bir dua. Belki de olmayacak bir duaya amin demek gibi bir şey işte. Ama ne olursa olsun hayali bile insanı o kadar mutlu ediyor ki hiç ama hiç uyanmak istemezsin açmak istemezsin gözlerini açmayı. Ama maalesef yine kapı çalıyor. Nalet olsun……




İçimden Geldi Yazdım


Onu özlemek gibisi yoktu. Belki haberi yok farkında da değil ama onun varlığını bilmek yetiyordu. Ondan beni sevmesini beklemedim hiçbir zaman. Varlığı mutlu olması yetiyordu. Bir gülüşü bin ömre bedeldi. Bunu sadece ben biliyordum ve huzurluydum aslında. Güne onunla başlayıp onunla sona ermesi tabiki güzel olurdu ama imkansız bir istek ti bu bendeki. Şimdi çıksam karşısına seviyorum desem haykırsam yüzüne karşı gözlerinin içine baksam tutsam ellerinden. Hiçbir durumu hiçbir kimseyi hiçbir şeyi umursamadan sadece haykırsam. Onunda duyguları aynı olsa o da beni sevdiğini söylese olmazmıydı sanki. Çok mu şey istiyorum ki ? Sanki deveye hendek atlatacam. Neyse böylede güzel işte varlığı ile avunduruyorum kendimi. O bilmese de farkında olmasa da ben onu çok ama çok seviyorum. İyiki var ve İyiki tanımışım işte…

Çoban Değil O Koyun Operatörü Artık


Son zamanlarda çok fazla meslek gurupları çıktı. İsmini bile okurken zorlandığımız dallar. Bir de kişilere yeni isimler takılmaya başladı. Şimdi dilim döndüğünce yazacam bu isimleri ama ne kadar yanlış ne kadar doğru açıkçası bende bilmiyorum. Ama taktığım şey şu, bir insana profesyonel denmesi. Eskiden mesela başka şekilde derlerdi. Küçük yaştan beri bir çok iş dalında çalıştığım için biliyorum yani. Mesela garsonluk yaptığım dönemlerde askerden önce işin acemisi olduğum için daha bu acemi derlerdi. Biraz zaman geçtikten sonra üstümde ki acemilik kalktı ve konulan isim kaşar oldu. Kaşarlık döneminden sonra sınıf atlayarak o işin orospusu diye nitelendirmeye başladılar. Tabi normal bi olayda bunu deseler kavga çıkar orası ayrı. Ama insanın hoşuna gidiyor işte bir işin artık orospusu olmak. Bu kötü anlamda değil tabi bu edindiğin tecrübe ile alakalı. Her ne kadar argo bi terim ve benzetme olsada bu senin tecrübenle alakalı bir durum oluyor. Geçen mesela bir yerde şunu duydum okudum gördüm işte. Artık çoban yerine koyun operatörü diye bir şey. Yahu yıllardan beri o adamın mesleğinin ismi çobanlık. Neye göre kime göre değişti bu isim. Global dünyanın uydurduğu yeni isimler mi ? İnternette iş aradığım dönemlerde mesela Pos Teknisyenliği için baktığımda, bir sürü abudik gubudik meslekler türemiş. Normalde benim tecrübeli eleman arıyoruz diye yıllar önce okuduğum bir meslek için şimdilerde profesyonel bilemem ne İngilizce terimlerle dolu şeyler. Yahu adam onu okuduğunda vay amına koyim ben bu gidişle iş bulamayacam bu beni aşar diye bir düşünce oluşuveriyor. Halbuki adam sadece ve sadece garsonluk yapacak. Yada ön muhasebe yapacak. Bu abartı neden ne için niye ? Bazen insanları böyle korkutup kaçırıyorlar işte. Nerde kalmıştık hee işin orospusu olma konusunda. Aslında bu tehlikeli de bir şey. Bir insan ne kadar kendine güvenir ve o işte ben çok bilgiliyim gözlerim kapalı yaparım bunu hatta götümle bile yaparım amına koyim diye düşüncelere dalarsa, o insan hata yapmaya daha açık bir kişilik oluyor. Yani tamam tecrübe güzel bir şeyde, ben şuna inanıyorum ve hayatımda da hep öyle davranmışımdır. Bir işi çok iyi öğreneceksin bileceksin ama sanki ilk günmüş ki gibi çalışacaksın yani ilk defa yapıyormuşun gibi. İşte o zaman daha sağlıklı oluyor, en azından bana göre. Bazen çok özgüven aşırı özgüven insana ciddi zararlar verebiliyor. Hem iş hayatında hem de sosyal ve aile hayatında. Sanırım bu hayatta her zaman acemi gibi davranmak gerekiyor. Ben öyle düşünüyorum. Ya siz ?

Erkekler


Ya biz erkekler çok tuhaf oluyoruz bazen kadınlar karşında. İyi bir gözlemci iseniz ne kadar komik bir duruma düştüğümüzü anlayabilirsiniz aslında. Mesela ilk buluşmada. Çay kahve söylenir artık o an ne içeceksiniz.. İçemeyiz onu heyecanlanırız. Tek şeker mi atsam, yoksa iki şeker mi ? Yada acaba içerken ses çıkacak mı diye panik oluveririz. Yada yemek yiğiyorsak işte o zaman hayatın bize oynadığı komedi filmine hoş geldiniz. Karşımızda ki insan ne kadar rahat orasını bilmiyorum ama biz erkekler baya bir zorlanıyoruz sanırım. Evde lapur lupur yuvarlarken yemekleri orada kuş yemiymiş gibi ufacık lokmalarla yiğebiliyoruz anca. Yemek mi yiğiyoruz eziyet mi çekiyoruz belli değil. Bu tabi ilk buluşma için geçerli sonrasında zaten özümüze dönüyoruz. Maksat iyi bir izlenim bırakabilmek. Hele bir de sakal varsa ve o sakala yemek bulaşmışsa ve bunu kız fark edip bize söylüyorsa ne iştah kalıyor ne de başka bir şey. He birde çiçekçi muhabbeti var. Pusuda bekleyen çiçekçi ablalarımız avını görür görmez anında damlarlar olay yerine. Zaten konuşmakta ve yemede içmede zorluk çeken delikanlımızın eli ayağına dolaşır. Ne o kadar çok para vermek ister çiçekçiye nede karşısında ki kız karşısında kötü bir izlenim bırakmak. Şimdi alsa bi dert almasa bir dert. O an atomu bile parçalayabilir bir erkek. Kafadan milyonlarca soru geçer ki yani nasıl desem profesörlük bir hale gelir. Tabi %99 u o çiçeği alır ilk buluşma olduğundan dolayı. He bir de sorar istiyormusun diye karşısındaki kıza böyle öküzler de mevcut tabi. He birde kızın wc ye gitme durumu yok mu işte o zaman delikanlımız bir sol kroşe daha yer. Hani gitse bi dert gitmese bi dert. Ben genelde eşlik ederim bazı nedenlerden dolayı. Birde yürüdüklerinde elini tutmak için kıvranan tipler vardır. Şekilden şekle giren önce yanına iyice yaklaşır tüm mesafeleri kapatır. Böyle eli hafiften hafiften kızın eline değer ve sonrada kıza bakarak yüzünde aptal bir tebessüm oluşmaya başlar. Zaten elini tutana kadar ağzından pekte düzgün bir muhabbet, sohbet çıkmaz. Saçmalar aynı şey gibi bu seviştikten sonra ki ilk 10 dk gibi. Birde şey vardır tanıştığı kızı ilk kez arama durumu. Zaten arama kararını yani telefonunu aldığı kızı arama kararını saat 12:00 de verir ama saat 13:00 da arar. O 1 saatlik zaman diliminde ne konuşacağını, ne söyleyeceğini hangi muhabbet ve sohbetleri açacağını düşünür. Baktı bir şey bulamıyor mesaj çeker slm nbr diye. Sonra akışına bırakır durumu. Artık Allah ne verdiyse. Kadınları çözmek zor olduğundan ve duygularını kolay kolay anlayamadığımızdan hiç zorlamıyorum kendimi örnek vermek için. Ama genelde bunları her erkek yaşamıştır diye düşünüyorum. Tabi arada istisnalar da var yüzsüz erkeklerde var. Ama her zaman dediğim gibi istisnalar kaideyi bozmaz…

Entel Dantel Abudik Gubidik İşler Bunlar


Yapmacık insanlara tav oluyorum. Gerçi bazen mecburiyetten oluyor ama yine de komik bir durum. Mesela bi şirkette çalıştığınızı düşünün. Her önünüze gelene bey, beyefendi işte hanfendi bilmem ne diye hitap etmek zorunda kalıyoruz. Oysaki normal iş dışındaki sürede ne haber lan dallama bilmem ne diye konuşabiliyoruz ve konuşuyoruz da. Orada iş hayatımızda oyanayabildiğimiz en güzel entel dantel rolü oynuyoruz ki ben hiç sevmem öyle yerleri öyle koşulları. Şu AMV ler çıktığından beri daha bir entel dantel olmaya başladık desek yeridir Daha ismini bile söylemek te zorlanırken hiç bilmediğimiz kahve türleri işte yemek türleri filan. Bir de hava olsun diye ben bugün filanca yere gittim işte İtalyan usulü bilmem ne yedim. Zıkkım ye banene yediysen. Yada işte şuraya gittim egzotik bi kahve içtim çok güzeldi falan filan. Ulen biz yıllardır zaten kahve içiyoruz havan kime salak. Güzelim Türk yemekleri dururken ne yapim ben ismini söyleyemediğim yemekleri. Gidip o kadar zorlanacağıma giderim bi esnaf lokantasına şefim çek oradan bana bi kuru pilav diye ne ben zorlanırım nede hiç bilmediğim yemeği yerim. Ne gerek var öyle entel dantel işlere. Ne yani öyle yerlere gidince çok mu sosyetik oluyorsun yada gelir düzeyin mi artıyor ? Yoooo biraz daha fazla kazıklanıp geliyorsun o kadar. Sanki anasının karnında makaroni ile doğmuş pezevenk :D Valla hiç özenmedim öyle yerlere. Evime 2 dk lık bir mesafede 2 tane AVM olmasına rağmen hiç te ilgimi çekmedi öyle yerler. Çünkü bana göre en azından herkesi kast etmiyorum yani istisnalar kaideyi bozmaz. Burnu havada kendini bişey sanan tipler gibi geliyor ki ben hiç rahat edemiyorum o tür yerlerde. Hee cimri biri değilim ama bir kahve için de o kadar parayı verecek kadar da enayi değilim yani. Bazen milleti anlamak gerçekten çok zor. Öyle yerlere gidince kendilerini bir şey sanan tipler ölüyorum onlara. Geçen başıma gelen bir olayı anlatayım size. Kanyondayım ama sosyetik takılmıyorum :D Neyse bir arkadaşı bekliyorum, beklerken içeriye girip ATM den para çekim dedim. Neyse içeri girdim yürüyorum ATM lerin olduğu yeri arıyorum arkamda da iki tane kız var. Ama pek dikkat etmemiştim nasıl tipler diye. Neyse konuşuyorlar benim de kulak onlarda. Kızın biri işte başladı “ Ya artık ezberledim burayı ne güzel hep bizim sınıftan insanlar var “ bilmem ne. Pardon da sizin sınıfınız hangisi kaçıncı sınıfsınız kimsiniz len siz :D Bu konuşmadan sonra dönüp arkama baktığım da, tabi içimden söverek nasıl diyim, neyse bişey demim en iyisi ama anlamıyorum gerçekten insanları böyle sonradan görmeleri. Özünü unutmamak lazım nereden geldiğini. Sanırım ölene kadar da anlamayacam böyle yerlerden de haz almayacam hiçbir zaman. Öyle işte. Hiç haz almadığım tiplerdir bu entel dantel tipler. Bu AVM lere de sanırım alışamayacam alışmadım da. En güzeli sahile ineceksin içeceksin çayını rahat rahat var mı böyle güzellik yahu. Yada gireceksin bi lokantayı yiğeceksin dönerini pilav üstü kurunu hayat bu yahu :D

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Konu Sapıttı Gitti Bir Yerlere :D


Hep merak etmişimdir; Kırmızı başlıklı kız neden tek başına ananesinin evine gitmiştir diye. Pamuk prenses elmayı almadan önce annesi öğretmemişmiydi ki yabancılardan bir şey alma diye. Kurtun ne işi vardı o yatakta? Rapunzelin saçları neden o kadar uzundu ki ? Ya temel reis, ıspanakla nasıl o kadar güçlü olabiliyordu ? Bu arada Temel reisi ben hep Karadenizli biri sanıyordum. Ya yedi cüceler peki onlar nasıl bir araya geldiler ormanda. Neden hep kötüler kaybediyordu ki ? Neden hep masallar mutlu sonla bitmek zorundaydı ? Ve neden sadece mutlu sonlar hep masallarda oluyordu. İnsanın kendi masalını yaratması neden bu kadar zor ki ? Neden bu kadar çabucak pes eder ki insan ? Yada biz nerenin cehenneminde yaşıyoruz ? Nereden kovuldukta geldik. Hayat neden bu kadar kısa ki ? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi :P diye saçma bir şeyle bağlamayacam konuyu çünkü babam pasta yapmasını sanırım bilmiyordu. Aslında neyden bahsedeceğimi de unuttum. Hayatta böyle işte bazen. Bir şey hedeflersin bi amaç uğruna yaşarsın. Sonra bir bakmışın yarı yolda nerdeydin nereye geldin ne oldu ne bitti farkına bile varamazsın. Hayat seni öyle bir yere getirmiştir ki nasıl olduğunu anlayamazsın bile. O değil de benim kafa iyice gitti konu monu kalmadı :D Sağolsun annemde başımda olduğu için böyle bi yazı çıktı bu seferlik artık idare edin. Öpüyorum sizi :D

Aptal Kahraman


Geçmişine dönüp baktığında hatalarından ders alamıyorsan ve aynı hataları tekrardan yapıyorsan. Ya gönlün yalama olmuştur yada kaybedecek hiçbir şeyin yoktur. Yalamalık neyse de kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insan aslında en güçlü ama bir o kadar da kendi çıkarları doğrultusunda her şeyi yapacak insandır. Kötülük yada iyilik, güzel yada çirkin ne olursa olsun her şeyi yapacak aptal kahramanlardan biridir.

( +18 )


Ön yargıları olan insanlarız. Mesela içten konuşan, olduğu gibi davranan rahat bir kadın gördüğümüzde verdiğimiz ilk tepki motor lan bu kadın olabiliyor. Anında damgayı yapıştırıyoruz. Bu kadın kaşar, bu kadın orospu, bu kadın açık kapı diye. Kişiliksizlik göstergesimidir nedir bilmiyorum ama şerefsizlikten başka bir şey değil bu. Bir kadının küfürlü yada belden aşağı sohbet etmesi, yada içinden geldiği gibi konuşması, o kadının kaşar yada orospu olduğu anlamına gelmiyor işte. Kadınlar sex objesi gibi bakılması da ayrı bir dallamalık tabi. Birde sanal ortam özgürlüğü var işte. Dışarı da olsa kalkıpta bir kadının yanına gidemeyip hiçbir söz söyleyemeyen tipler, ne hikmetse sanal ortamda ağzına gelen her şeyi söyleyebiliyorlar. Bu tür insanlar, ya ezik insanlar, yada zamanında baskı altında kalmış insanlardır. Ama bana göre şerefsizin önde geleni tiplerdir. Sormazlar mı adama, be şerefsiz senin anana bacına kardeşine yapılsa aynı şey ne yaparsın diye. O zaman işte namus bekçisi kesilirler. Şerefsizlik diz boyu. Önce gözlerine birini kestirirler. Sonra konuşmaya Başarlar, iyi adam rolünü oynarlar. Zamanı geldiğinde de gerçek yüzlerini gösterirler. Eğer olumsuz bir cevap alırlarsa da anında damgayı yapıştırırlar. Bu tipleri arkadaşlarım aracılığı ile gördüğümde yada denk geldiğimde kendi erkekliğimden utanabiliyorum bazı durumlarda. Bir insan hiçbir zaman unutmamalı bazı şeyleri. Bir ailesinin olduğunu, bir yakınının olduğunu unutmamalı. Her şey 250 gr için olmamalı. Her şeyden önce kendisine saygısı olmalı bir insanın. Ne olacak o insanla yattığında, başın göğe mi erecek. Yada böbürlene, böbürlene ortada mı gezeceksin göğsünü kabartıp ben bu kızı siktim diye. Bu kadar mı basit, bu kadar mı kolay. Hani nerde şerefin haysiyetin onurun ? Bu kadar cinselliği öne vurup bir şeyler yapmak insana ne kazandırır ki ? Duyduğun 3-5 dakikalık haz yada zevk neyi değiştirir hayatında. Ne bedenini kirletmeye değer nede işlediğin günaha. Çevremizde böyle şerefsizler, böyle döl fazlası insanlar mevcut işte yapacak bir şey yok. Benim rahatsızlık duyduğum sadece, bazı tiplerin kadınlara açık kapı, işte kaşar bilmem ne diye bakması. Şunu düşünmüyorlar sanırım, bir gün gelip birisinin onun ailesinden birisine aynı gözle bakabileceğini. He hak edenler yok mu var tabi ama ne olursa olsun bunlar özel ve namahrem şeylerdir. Bir erkeğin ben şununla yattım şunu siktim bu kız şöyle böyle demesi kadar itici bir durum yok. Bu yüzden bir çok kişiyi hayatımdan çıkarmışımdır. Arkadaş diye nitelendirip hayatıma soktuğum insanın bu tür konuşmalar yapması beni gereğinden fazla rahatsız eder çünkü. Dediğim gibi şerefsizlikten başka hiçbir şey değil bu durum. İnsanın özel hayatını başkaları ile paylaşması, dillere dökmesi mide bulandırıcı bir o kadar da o insanın ne kadar iğrenç biri olduğunun göstergesidir. Ben şunu siktim bununla yattım şuna şöyle yaptım buna böyle yaptım bilmem ne daha bir sürü şey, bunlarla övünen insan yetersiz insandır. En azından benim gözümde. İnsanın en başta kendine saygısı, daha sonra da karşında ki insana saygısı olması gerekir.. Marifet değildir ilişkiye girdiği insanları anlatmak, asıl marifet adam gibi adam olabilmekte. Kadınları cinsel obje olarak değil de aşk yaşayabileceğin kişiler olarak görebilmektir marifet.

Özgürlük Bazen Yağmurda Delicesine Islanmaktır


Yağmur öyle güzel yağıyordu ki hani pencerenin ardında onu seyretmek yağan yağmura haksızlık olurdu. Çıkılmalıydı dışarı ıslanılmalıydı sırılsıklam. Haksızlık olurdu yağan yağmura çıkılmasaydı. Yaktığın bir sigara ve içtiğin bir yudum kahve eşliğinde onu seyretmek haksızlıktı. Hem kendine hemde yağmura yaptığın bir haksızlıktı. Yağmuru seyredebilmek için o buğulu camı defalarca silmek sana haksızlıktı. Seyrederken yağmuru, kurduğun düşler, hayallerin, yada geçmişte bıraktığın insanlar, yüreğine gömdüğün kişiler. Sevgilin yada eş dost artık her kimse onlar. Haksızlık değilmidir bu? Önce yağan o güzel yağmura sonra da kendine yaptığın bir haksızlık hemde. Ay bile önünü kapayan o karabulutlara rağmen arada bir de olsa kendini göstermeye çalışırken sen hangi hakla dört duvar arasında saklanırsın ki yağmurdan? Toprağa can veren, en önemlisi sana can veren yağmurdan neden saklanırsın ki? Çıkmak gerekir bazen dışarı. Kollarını iki yana açıp, başın dik ve gözlerini açıp bakarsın gök yüzüne yağan yağmura. Özgürsündür sonuna kadar. Islanırsın ıslanabildiğince, Arınırsın belki de günahlarından kim bilir. Belki de yaşlı gözlerini saklarsın yağmurun bahanesiyle. Kamuflajın oluverir bir anda senin. Sessiz çığlıklar atıverirsin. Haykıramadıklarını haykırırsın sebepsizce. Bir anda duygularına tercüman olur tek bir yağmur damlası. Öylece durduğun yerde kalabildiğince kalırsın. Bir sevişme sahnesi gibi ıslak ama özgür. Mutluluk çığlıları atarsın özgürce ama sessizce. Zevkten inlemeye başlarsın her bir damlada. Akan gözyaşların mutluluk gözyaşlarına dönüşür. Sadece sen ve yağan yağmur vardır. Bu kadar kalabalık içerisinde baş başasındır, sadece ikiniz. Yapamadığın ne varsa yapma isteğin doğra birden içinde. Çünkü tüm şehir senin gibidir artık, şartlar eşittir. Ve sen sevişebildiğince sevişirsin özgürsündür. Ne ödeyeceğin ev kirası, ne elektrik parası ne de su parası. Ne yarın sabah erkenden kalkıp işe gitme düşüncesi nede çekeceğin trafik. Hiçbir şey yoktur aklında ne derdin ne tasan. Özgürsündür o an. Her şeyden arınmış tek başına yağmur eşliğinde sonunu düşünmeden seviştiğin yağmur damlasıyla baş başasındır.

İnsan kimi zaman kendini şımartmalı yada ödüllendirmeli. Bunları yaparken o kağıt parçasına gerek duymadan da yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki. Bunlardan biri de yağmur altında ıslanmak işte, yada yürümek. Kimi insan korkar bu durumdan. Islanmaktan korkar ve kaçacak bir delik arar bir fare gibi. Hani derler ya bardağın dolu tarafından bak diye. Yok arkadaş dolusu boşu yok işte Ufacık şeylerden mutlu olmayı bilmedikçe yok. İnsan özgür olabildiğince özgürdür ve mutludur. Kendini ufacık şeylerle şımartabildiği kadar mutludur. Hanginiz yağmur yağdığında kaçmadınız? Hanginiz kendinizi yağmurun altına özgürce bırakabildiniz ki ? Hanginiz bir gece yağan yağmurun altına çıkabildiniz ? Ya ailenizden korktunuz yada kolu komşu ne der diye çekindiniz. Deli damgası mı yersiniz salak damgası mı yersiniz diye düşünüp durdunuz belki de. Hani özgürdünüz, hani özgürdük ? Islanmayı bile beceremiyorsanız her şeyi geride bırakıp hiçbir şeyi düşünmeyip, bana sakın ama sakın özgürlükten bahsetmeyin. Ben özgürüm hürüm diye karşıma çıkmayın. Kimi zaman ıslanmak özgürlüktür hür olmaktır. Deli damgası yerim diye korktuğunuzdan dolayı yapamadığınız şeyleri bir düşünün. Asıl özgürlük deli damgası yada salak damgası yerim diye korktuğunuz için yapmadığınız şeylerdir. Ve esaretiniz bunun yüzünden hiç bitmeyecek. Hiçbir zaman özgür olamayacaksınız. Kendinizi kandırıp, avutup duracaksınız böyle…..

Gitmek Kalana Değil Gidene Koyarmış !!!


Önce kafanda bi yer kurarsın. Her şey tamdır orada, hiçbir eksiği yoktur. Öyle ayrıntısına kadar düşünmezsin, amaç sadece gitmektir, gidebilmektir. Özgürleşmektir özgür olabildiğince. Ne arkada bıraktıklarını düşünmek istersin nede benden sonra ne yapacaklar diye. Aslında kalana değil de gidene koyarmış gitmek. Gittiğimde anladım bunu Bir gün kendimden de gidecem bunu biliyorum. Ya bir sonsuzluğa yada başka diyarlara. Geride kalacak olan tek şey tatlı hatıralar yada yaptığın hatalardan dolayı doğan olaylar olacaktır seni hatırlatacak. İyi yada kötü, güzel yada çirkin. Ne fark eder ki zaten. 2 gün üzülüp 3ncü gün tatlı bir hatıra yada kötü bir hatıra ve ilerleyen zamanda da benden geriye kalan tek bir eser olmayacak. Zaten bu her zaman böyle değilmidir.Oturup bi geçmişinize bakın. Ölen bir yakınınız sevdiğiniz saydığınız insanlara bakın. Kaç gün oturup ağladınız ? Kaç gün oturup düşündünüz ? Kaç kere hesaplaştınız kendinizle ? En fazla 40na kadar. Ya sonra ne oldu ? Bayramdan bayrama yapılan mezarlık ziyaretleri. Yani senede toplasanız 3-4 kere. Yanlış mı söyledim? Böyle olmadı mı ? Oturun ve düşünün, kendinizi kandırmaktan vazgeçin. Gitmek sadece gidene koyar, kalana değil. Kalan hayatına kaldığı yerden devam eder yaşanacak ne varsa. Çünkü hayat bir mücadeledir, savaştır. Herkes kazanmak için mücadelesini verir ve bunun için ne gerekirse yapar. Canının çıkacağını bilse bile bu yolda. Geride bıraktığı kimse kalmaz. Hatırlamaz gidenleri. Hangimiz hatırlıyoruz ki zaten. Söyleyin hadi hanginiz gidenlerinizi her gün aklınızdan geçiriyorsunuz ? Belki de giden çoğu kişiyi hatırlamıyorsunuz bile. İnsan olduğumuzun bir ispatıda kendimizi kandırmamız, yalanlar konuşmamız yada kendimizi bir şekilde avundurmamız gerçeklerden kaçmamız. Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Yeri geldiğin de ailemiz bile. Aman ben ailemden vazgeçemem edemem bilmem ne hikayelerine inanmıyorum kesinlikle. Tamam aile çok önemli bir şey ama öyle anlar oluyor ki onlardan bile vazgeçebiliyoruz. Gidebiliyoruz ardımıza bakmadan. Ama gitmek her zaman gidene koyar kalanlara değil. Oturursun bir geminin kıçına öylece giderken seyredersin geride bıraktıklarına. Gittikçe gemi onlar gözünde ufalırda ufalır, sonra bir bakmışsın kaybolmuşlar göremezsin. Tek başınasındır artık yalnızsındır. Bir kendin ve içindeki ses vardır sana yön verecek. Duyguların karman çormandır. Ağlamakla ağlamamak arasında gidip gelirsin. O an hiçbir şey düşünemezsin, aklın hiç bir şeye ermez. Parkta kaybolmuş elinde şekeri ile dolaşan ufak bir çocuk gibi olduğun yerde ağlamak istersin. Korkarsın, geride bıraktıklarını özlersin, çaresizsindir. Ama kafaya koyduğun için gitmeyi geri dönemezsin, her ne kadar gitmek istese de ayakların frenlersin kendini. Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç, yeni insanlar. Hayatın seni neye nereye sürüklediğine bakmadan sadece gitmek istersin işte ne pahasına olursa olsun. Tek tesellindir senin gitme isteğin, düşündüklerini, düşlerini gerçekleştirme isteğin. Olan olmuş biten bitmiştir. Gururuna karşı kazandığın zaferdir gidişin. Geride bıraktıklarına rağmen. Dedim ya gitmek kalana, bıraktıklarına değil gidene koyarmış….

8 Temmuz 2011 Cuma

Gelmişine mi Sövmeli Yoksa Geçmişine mi ?


Küfretmek rahatlatır bazen insanı. Bir binanın en tepesine çıkıp gözünde küçülen insanları biraz daha küçülterek bağırmak ister insan sövmek ister gelmişine geçmişine. Sesin kısılana kadar ses tellerin acıyana kadar. Rüzgarı alıp arkana haykırırsın. Sana kalmıştır o an neyi söylemek istediğin.. Ya küfür edeceksin gelmişine geçmişine yada yada bağıracaksın işte. Özgürsün ne istiyorsan onu yapacaksın. İster şerefsizler diye bağır istersen seviyorum ulan diye. Ne istersen yap o anda. Çünkü her şey senin kontrolünde. İstersen atla o en üst kattan cesaretin varsa. Yoksa eğer cesaretin haykır haykırabildiğin kadar. Seni tutan yok. Olmayacakta. Nereye kadar sövecez içimizden. Nereye kadar haykırım duracaz içimizden. Bağır hadi duyur koca şehir İstanbul a sesini. En büyük sensin hadi haykır haykıra bildiğin kadar. Utanmadan sıkılmadan bağır bağırabildiğin kadar. Ne tutanın var ne durduranın.


Yüksek bir binanın tepesinden sesleniyorum sana İstanbul
Yok ettiğin binlerce hayatlar için
Söndürdüğün ocaklar için İstanbul
Nerden başlamalıyım
Gelmişini mi yoksa geçmişini mi sorgulamalıyım İstanbul
Şerefsizliğine mi yanmalı
Yoksa şerefini kaybettirdiğin insanlarına mı
Gözünü boyayıp yoldan çıkardıklarına mı İstanbul
Avrupa’na mı söveyim yoksa Anadolu’na mı İstanbul
Yoksa gösterip te vermediklerine mi
İki yakası bir araya gelmeyen İstanbul
Sen mi büyüksün yoksa ben mi İstanbul
Sen mi yok edeceksin beni
Sen mi içten içe eriteceksin İstanbul
Ah be İstanbul sen mi büyüksün yoksa ben mi çok güçsüzüm

7 Temmuz 2011 Perşembe

Cennetim misin ? Cehennemim mi ?


Çok seversin ama senin değildir “O”. Ne elleri, ne o gözleri, ne o saçları nede teni hiçbir şeyi sana ait değildir. Senin değildir işte. Bilmez yanıp tutuştuğunu onun için. Kendi gözünden bile kıskandığını bilmez. Bilmez hiçbir şeyi. Umutsuzsundur, çaresizsindir ve yabansındır.. Yalın kalmışındır. Sussan da konuşsan da yüreğin yanar. Ne bir kelime yeter nede bir söz. Her şey için geç kalmışındır. Ya erken gelmişindir dünyaya yada geç. Yada rabbin geç çıkarmıştır onu karşına. İmkansızındır “O” senin. Neresinden başlayacağını bilmeden öylece ortasında durduğun 4 yol ağzıdır hayatın. Sonunu bilmediğin karamsarlıklarla durduğun yollardan hangi birini seçeceğini kestiremezsin yapamazsın. Adım atsan yüreğin atmasan aklın bulanır. Çıkar hiçbir kestirme yolun yoktur. Öyle sap gibi beklersin sadece izlemekle yetinirsin. Dayanabildiğin kadar yetebildiğin kadar saf saf beklersin. Yüzüne bir maske geçirir gülerken ağlarsın. Yaralar oluşur her yerinde ve kanar durur. Her yara kanamaz ama göremezsin. İçten içe seni bitirir farkında olmadan. Zordur nefes almak. Aldığın nefes bile ağır gelmeye başlar zamanla. Ölümü düşünürsün ve kendini ölümün bir son olmadığına inandırırsın gün geçtikçe. Ki zaten ölüm hiçbir zaman bir son değildir. Aynı yıkıldığın yerden tekrar hayata başlamak gibi sapa sağlam ayağa kalkabilmek gibidir. Bunların hiç birini bilmez “O” farkında değildir anlamaz. Çünkü sen rolünü en iyi şekilde oynarsın. Hayat zaten başlı başına bir filim sahnesi değil mi ? Rol içinde rol yaparız. Kimiz zaman mutsuzken gülmek gibi. İçtenlik kaybolur yeri geldiğinde. Mecbur olursun yada mecbur bırakılırsın. Mecburiyettendir bazen yaşamak. Mecbur istikamette yol alırsın çevrilene kadar. Bir gün gelir biri seni o mecburiyetinden çevirir ve sorgular. Taki işi bitene kadar. Sonra sen devam edersin mecburiyetini. Kimi zaman kendi isteğinle kimi zamansa başkalarının mecburiyeti ile. Kimse isteyerek gelmedi bu dünyaya kimse isteyerek üzülmedi. Her zaman bir nedeni olmuştur gülüşlerimizin yada üzüntülerimizin. Siz hiç durduk yere gülen bir adam gördünüz mü yada ağlayan bir adam yada kadın ? Etki tepki meselesi işte. Şimdi senin etkin beni öyle bir vurdu ki etkine tepkim %1 bile değil. Ben eridikçe sen var olacaksan eğer mutluluğum mutluluğun olsun yüreğim yüreğin. Ben üzüldükçe sen farkında olamadan daha da güleceksen üzüntüm yolunda, uğrunda üzülsün. Bende isteyerek gelmedim ki. Bende isteyerek sevmedim ki sen nerden bileceksin ki zaten hiç söylemedim ki. Sen benim değilsin ki ve hiç brenim olmadın olmayacaksın. Sen zaten nerden bileceksin ki benim hem cennetim hem cehennemim olduğunu. Sen benim değilsin ki hiç benim olmadın ki…….

Bir Gün Kaçacak Hiç Bir Yerimiz Olmayacak


Nede olsa bu hayattan kimse sağ çıkamayacak. Neden bu kendimizi yıpratışımız. Neden bu kalp kırıkları. Bir gül uğruna ezdiğimiz papatyaların suçu ne. Kırdığımız onca kalbin günahını çekmek yerine neden sefa sürmeyelim ki cennette. Koskoca padişah bile demiş elim bomboş gidiyorum diye. Hiç mi ders almıyoruz yada almadık. Neden hep kendi çıkarlarımız. Neden benciliz. Ve daha bir sürü neden. Yani bunun ardı arkası kesilmez kesilmeyecekte. Biz de bu hırs varken bizde bu çekememezlik varken. Hayat aslında o kadar kısa ki bunun farkına bir varabilsek. Bende sizdenim onca şey yazmama rağmen bunlarla ilgili hep kendi çıkarlarını düşünen bencil bir yaratığım bende. Ama en azından başkalarının çıkarı ve mutluluğu için de çaba göstermeye gayret göstermeye yeltenen bir yaratığım. İhtiyaç dediğin sadece paramıdır mal mülkmüdür. Hiç mi insan sevgiye önem vermez hiç mi buna ihtiyaç duymaz neden hep birinci sırada bunlar yer alır ki. Bir insanı mutlu etmek en büyük zenginliktir, en büyük hazinedir. Bunu kaç asır sonra öğrenecek insanoğlu. Daha kaç asır geçmeli ki papatyaların kıymetini anlamak için. Bu kadar basit olmamalı hiç bir şey. Yetinmek işte yetinmeyi bilmek te bütün sır. Elimizdekilerin kıymetini bilmekte bütün çözüm. Bu dünya bu hayat gelip geçici geldik ve gidecez. Aynı uzun yol seferlerinde konakladığımız konaklama yerleri gibi. Nefes alıp verdikçe daha bencil yaratıklar olup çıkıyoruz. Bazen birbirimizi hatta kendimizi bile tanımak o kadar zor ki. Yeri geldiğinde kendimizle bile hesaplaşmaktan çekinen mahlukatlarız biz. İğneyi kendimize batırıp çuvaldızı karşımızdakine batıran yaratıklar. Aslında kendimizle hesaplaşabilsek, yetinmeyi bilebilsek her şey nekadar güzel olurdu kim bilir. Yada empati kurabilsek ama dürüstçe. İnsanız işte ne yaparsak yapalım önce kendi çıkarlarımızı düşünen varlıklarız. Ve hiçbir zaman gerçek mutluluğu bulamayacaz. Sadece mutlu olduğumuzu sanıp kendimizi kandıracaz. Bir gün her şey önümüze çıkacak ve hiçbir insan bundan kaçamayacak.

Belki de Özgür Olabilirdik Gitmeyi Becerebilseydik Eğer


İnsan bazen uzaklara gitmek ister gidebildiğince uzaklara. Gideceği yeri bilseydi eğer belki de 1 saniye bile durmaksızın giderdi de gidebilirdim de. Geride bırakacağımız kimse olmasaydı yada. İşte tam bu noktada insanın eli kolu bağlanıyor. Başkaları için yaşadığımız hayatlar. Başkaları için endişelerimiz. Bu kimi zaman bir aile kimi zaman ise sevgili arkadaş eş dost, artık o an aklımıza kim geliyorsa. Bu yüzden gitmekten vazgeçip duruyoruz. Gidebilseydik eğer bir gün ve arkada bırakabileceğimiz, endişe duyacağımız bir olmasaydı sanırım gidebilirdik. Gitmek için sadece bunların olması gerekmiyor tabi ki. Biraz da cesarete ihtiyaç duyar insan. Hayat hiçbir zaman 4/4lük değil işte. Her zaman her istediğimizi yapamıyoruz. Önümüze çıkan engeller bitmek bilmiyor. Kimi zaman ailemizden gelen kimi zamansa eş dosttan yada hiç tanımadığımız insanlardan. Belki de özgür olabilirdik gitmeyi becerebilseydik eğer….

Ağlamak


Radyoda çalan eski bir şarkı insanı alıp götürür uzak diyarlara. Neyse ki ben fazla radyo dinlemiyorum. Benim kendi arşivimde olan, beni çok ama çok eskilere götürecek bir sürü şarkım var. Kendime eziyet edebileceğim bir sürü şarkı işte. Bazen insan bilerek hüzünlenmek ister. Ağlamak ister ne bilim eskileri yad edip o günlere geri dönmek ister. Bunun için de şarkılardan medet umar. Yada eski resimlerden. Her dakika gülemez ya insan bazen ağlamaya da ihtiyaç duyar işte. Bazen sebepsiz bazen isteyerek. Ağlamak gözden yaş gelmesi demek değildir sadece. Yürekte ağlar hiç göz yaşına gerek duymadan ihtiyaç duymadan. En kötüsü de odur zaten. Bazen gözden önce yürek ağlar işte.

Saçmalıyorummm


Belki de gidip olanı biteni anlatmalıyım ona. Ne varsa yüreğimde sözcüklere dökmeliyim. Haykırmalıyım her şeyi. Hesapsızca çıkarsızca ne hissediyorsam söylemeliyim. Bilmeye hakkı olmalı, yada olmamalı. Bilmiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum. Yada söylememeliyim, yüreğimdeki cesetlere bir ceset daha eklemeliyim bir mezar daha kazmalıyım. Yada her zaman ki gibi uzaktan sevmeliyim. Başlamalıyım belki de bir yerden. İpin ucundan tutmalıyım. Korkmasam yapardım aslında. Korkmasam haykırırdım ne olup bitiyorsa. Savururdum yüreğimde ki yangınları. Belki de kül olurdum. Belki yeniden doğardım küllerimden. Belki de vazgeçerdim hayallerimi süslemesinden. Ama bilmiyorum işte. Korkuyorum. Ya giderse, ya bir daha göremezsem, ya bir daha bir haber alamazsam. Ya benimle ilgili düşündüğü her şeyi tersine çevirirsem.. Daha ne kadar savaşabilirim ki kendimle. Ne kadar mücadele edebilirim. Yada sonunu düşünmeden nasıl cesaret edipte söyleyebilirim. Belki bir gün, işte bir gün belki belki belki. Bu karsızlık son bulur belki de bir gün. Yada bir gün bende son bulur yüreğim de olan yangınlarım. Yeniden alevlene kadar. Belki de küllerinden doğar bu bende ki cehalet. Tutamadığım bir elin. Bakamadığım bir çift gözün ve hiç öpemeyeceğim bir dudağın hayali yaşatır belki de beni. Belki de bir umuttur farkına varamadığım. Hayallerimi süsleyen bir kadındır. Kim bilir belki de….

Aldığımız Nefesin Bile Hesabını Vereceksek Kimse Bana Özgürlükten Bahsetmesin


Küçük hayaller arkasına sığınan devleriz aslında her birimiz. Belki de en mutlu olduğumuz anlar hayalini kurduğumuz düşlerimiz. Sadece orada saf ve temiz kalabildiğimiz düşlerimiz. Kimseye zarar vermeden kimsenin otuna bokuna karışmadan mutlu olabildiğimiz, koşulsuz şartsız tek yer. Orada hayaller yıkılmaz biz yıkmadıkça. Orada bir zarar gelmez hiçbir kimseye biz istemedikçe. İpleri elimizde olan tek yer. Sağlam kendinden emin ve korkusuzca durabildiğimiz tek yer. Hayallerimiz işte kurabildiğince özgür varabildiğince mutlu olduğumuz tek yer. Yalan dünyanın yalan hayatın olmadığı kötülerin var olmadığı tek yer hayallerimiz. Saf ve masum kalabildiğimiz tek yer. Hayatta yaptığımız yanlışları düzeltebildiğimiz günahlarımızı temizleyebildiğimiz tek yer.

Yastığa başımızı koyduğumuzda gözlerimizi kapatıp istediğimiz her şeyi getirebilmesi mükemmel bir olay. Ev araba aşk yat kat ne istersek. Ama hayalleri gerçekleştirebilmekte bizim elimizde. Kendimizi kandırabildiğimiz tek yer. Her şey çok güzel olacak işte bugün daha iyi geçecek vs. vs. sallayabildiğimiz kadar salladığımız tek yer. Başlangıcın yada sonun ne fark eder ki özgür olabildiğimiz tek yer. İster birini vur öldür istersen birine aşık ol ne istersen onu yap. Elimizde ipi olan tek yer. Yönetebildiğimiz tek mekan. Öyleyse bu hayat o kadar da mükemmel değil çünkü hiçbir şey bizim elimizde değil istemek yada yapmak ne fark eder ki hepimiz özgür olduğumuzu sanan birer kuklayız aslında. Ölüm bile bizim elimizde değilken aldığımız nefesin bile hesabını verecekken hangi özgürlükten bahsedebiliriz ki? Tek özgür olduğumuz yer hayallerimiz ötesi yok. Onun için Aldığımız Nefesin Bile Hesabını Vereceksek Kimse Bana Özgürlükten Bahsetmesin

5 Temmuz 2011 Salı

Cenneten Gelmiş Bir Melek


Hayatta bazı insanlar vardır ya Ne senin olsun istersin nede bir başkasının. Koyamazsın onu hiçbir yere sığdıramazsın çünkü o çok özeldir. Ne bir sevgili ne bir arkadaş nede bir dosttur. Çok farklıdır çünkü yüreğinde. O kadar farklıdır ki yüreğine sığmaz taşar o insana karşı duyulan sevgi. Korkarsın onu kaybetmekten. Bir büyü vardır aranızda işte korkarsın o büyünün bir gün gelip bozulmasından. Çünkü onu çok seviyorsundur. Bunu hissetmek çok kolay değildir. Yada bu duyguları hissetmek için o insanın çokta fazla bir şey yapmasına gerekte yoktur. Belki tek bir sözü yada yaptığı bir davranışı senin aklını başından alır. Dedim ya o ne bir sevgilidir ne bir dost nede bir arkadaş. Çünkü bunların hepsi ona duyulan sevgide eksik kalır tamamlayamaz hiçbir kelime hiçbir söz. Hani onu ona anlatmaya kalkarsın ama anlatamazsın çünkü yarımdır her söz kelime. Lügatinde onu tamamlayacak anlatacak hiçbir kelime yoktur. Şimdi ben ne söylersem söylim ne yazmak istersem yazayım biliyorum ki içim rahat etmeyecek. Çünkü onu anlatmayı becerebilecek kadar kelimem yok. Görmek yanında olmak şart değildir. Çünkü sana kattığı sana verdiği şeyler çok farklıdır. Hani dedim ya ortada bir büyü var bozulmasından korkarsın diye. Belki de en güzeli böyle. İşte o insanlar mutluluğu hak edecek en başta gelen insanlar. Kimi zaman dualarımızda kimi zaman ise iyi dileklerimizde. Her insan belki böyle hissedemez ama ben bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü benim hayatımda yerlere göklere sığdıramadığım bir kahramanım var bunun bir bayan yada erkek olması hiç fark etmiyor. Çünkü duyulan sevgi karşılıksız. Zaten her şeyin karşılıksız olanı makbul değilmlidir ? En azından benim için öyle.

Buradan ona sesleniyorum… Seni çok ama çok seviyorum belki ailenden daha çok çünkü bunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum. Yüreğimden konuştuğum nadir insanlardan birisin. Ve biliyorum ki hep öyle kalacaksın. Sen benim kahramanımsın yüzümün gülmesine neden olan konuştuğum da heyecanlandığım yüzümde bir tebessüm oluşturan ve gözlerimin içinin gülmesini sağlayan bir kahramansın. Senin gibi bir insanın varlığını bilmek bile beni çok mutlu ediyor. Bana kalırsa sen bu dünyanın insanı değil cennetten bana gönderilmiş bir meleksin. İnsanları sevmeme neden olan bir melek ve İyiki varsın. Bu mutluluğu yaşattığın ve gülmeme neden olduğun için önünde diz çöküp binlerce kez teşekkür ediyorum sana. Seni sevdiğimi ve her zaman yanında olacağımı sakın ama sakın unutma…

1 Temmuz 2011 Cuma

Karmaşık Piskopata Bağladım Sanırım


Bugün sabah şekerlemesi yaptığımda aklıma geldi salında yatakta öyle dön babam dön yaparken. Hani bazen rüya görürüz ya gerçekçi gibi gelir bize. Sanki gerçekten oradayız o anı yaşıyoruz gibi. Belki de şuan yaşadığımızı sanıyor olamazmıyız derin bir uykuda. Aslında her şeyin rüya olduğu bir yerde olamazmıyız. Uyanıca yataklarımızdan ve yeniden doğmuş gibi ne yaşayacaksak yaşıyacaz. Kimimiz yaptıklarından dolayı cezalandırılacak kimimiz ise mükafatlandırılacak. Mümkün mü acaba böyle bir şey. Yada ne bilim aslında çoktan kopmuştur belki kıyamet. Daha önceden yaşadıklarımızı görmemiz için tekrardan nefes alıyoruz. Belki de ahretteyiz. Bilmiyorum sanırım saçmalıyorum. Ama hiçbir şey belki de göründüğü gibi değil. Belki de kendimizi kandırıyoruz yada birileri bizi kandırıyor. Ortada bir oyun dönüyor ama kim kurt kim kuzu bilemiyoruz. Bence kimse uyanık değil her birimiz derin bir uykudayız. Bence öyle ya sence ?

Hayat aslında babamın “Hadi oğlum çıkar pipini görsün amcalar” dediği kadar


Hayat aslında babamın ben çocukken “Hadi oğlum çıkar pipini görsün amcalar” dediği kadar saçma, anlamsız, biraz gurur verici, biraz utangaç ve biraz da şaşkınlık verici bir durumdan başka hiç bir şey değildi.