11 Mayıs 2017 Perşembe

Aşkların En Güzeline

Vay beeee !!!

          Hatasız kul olmaz derler ya hani ve her hatanın sonunda pişmanlık duyup bir daha yapmam dediğin şeyleri tekrarlayıp yine özürler dilemek, ve buna rağmen seni defalarca affedip seni yine aynı sevgiyle seven bir eşe sahip olmak.
       
          İnsanın hep kaderinde bir ruh ikizi var derler, kaderin birgün birleştirdiğine inanılan, ben kaderci bir insan değilim olmadım da, her zaman insanın önünde iki yol olduğuna ve bu yolların iyi ve kötü olduğuna inanan biriyim. Tam 4 sene önce bir yol seçtim, bu yolda zorluklar hatalar yanlışlar ve kendimden kaynaklanan bir sürü problemlerle karşılaştım(tık). Mutluluklar sevinçler üzüntüler aradığın yada aramadığın ne varsa hepsi tek tek önüme çıktı. Bir daha seçim şansım olsa bile bile isteye isteye o yolu tekrar tekrar seçip yaşadığım tüm duyguları tekrar tekrar yaşarım.


          Bir insanın hayatında onu seven ne olursa olsun her şartta yanında olan ve sana bir evlat veren bir kadın için ne yapılabilir? Tüm hatalarına rağmen sana katlanan, sevgisinden hiç şüphe duymadığın şartsız koşulsuz teslim olduğun kadına. Her yediğin haltta (bu bir aldatma değil) seni affeden özürlerin ardı arkası kesilmeyen olayların tek sorumlusu bir herif olarak ne yapabilirsin ki sen o kadına? Özürler boş bahaneler boş onsuz hayat boşken sen hangi özürle onun gözünden akan tek bir yaşı geri getirebilirsin ki ?


Baktığım her yer gözlerinin rengi
Tenin kokun saklı bahar bahçelerinde
Yol olur saçların yüreğinin derinliklerinde
Sevmek bir eylemse eğer
Ve adaksa kalbindeki tüm zerrecikler
Ve seviyorsa bir erkek
Benimsin diyebilmeli sonsuza dek
Yaseminler açmalı hayatının her yerinde



Bana her şeye rağmen katlandığın için sonsuz Teşekkürler sevdiğim...



13 Ekim 2016 Perşembe

SADECE BELGESEL İZLİYORUM

            Küfür edim mi ? Yok etmm içimde patlasın, ama susmakta gelmiyor ki içimden. Gidip bir yerde böğüresim var gibi gibi. Yazasım olmasa burayada gelmezdim zaten. Konuşacak biri olsaydı eğer yine gelmezdim. Hiç gitmemiş gibi yapıp rol keserken bıyık altı gidişlerim oldu. Gittim aslında çok oldu, gelemediğim her yer bıraktığım gidişlerden sadece bir kaçıydı. Sorma söyleme akılda verme, ihtiyacım olan akıl zaten içimde bir yerde. İçime kaçan her bir duygunun özeti gibi bir şey zaten kaçanlar. Kaçamak ne ki zaten ? Kimden nereye ne zaman kaçabiliyorsun ki? Kaç kere kaçtın ki de şimdi kaçma ile ilgili nasihatlar verip durdun. Sahi kaçmak ta nerden çıktı. ? Biiiir ikiii üçççç TIPPP!

         Aslında hayatın bize öğrettiği hiç bir şey yokmuş meğersem. Tutamazsın kendini ne olursa hep dersin bile bile. Şuan yazarken dinlediğim bir şarkıdan cümleydi önceki. Sonradan kor diyor birde. Hep sonradan değil mi zaten aklımızı başımıza getiren şeyler. İçinde olduğumuz hiç bir şeyi göremiyoruz kör oluyoruz. Bunun tıpta bir tedavisi varmıdır bilemem tabi. Ne zaman ki o çizdiğimiz sınırlardan dışarıya çıkıp içeriye bakarsak görebiliyoruz her şeyi. O zaman diyoruz dur amına koyim neler oluyormuş. Televizyonda seyrettiğimiz bir dizi gibi düşünün olayı, öyle bir dalıyoruz ki dizinin akışına o an ne olacak ne olmuş kestiremiyoruz. Tüm algılarımızı kapatıp öyle bir dalıyoruz ki olaya içinden çıkamıyoruz. Tüm alış verişler iptal veri girişi sadece izlediğimizle alakalı, bittiğinde ise dizi ilk tepki vay amına koyim oluyor. Sonra kafayı çevirip saate baktığımızda yine saat 12 olmuş yarın iş var hadi yat tepkisi ile küfür ediyoruz.Yani boş geçen bir iki saatimiz oluyor elimizde.  Bak yine küfür ettim. Hadi beeee. Keşke öyle bir zekaya sahip olsak ki herşeyi kontrol edebilip gözlemleyebilsek. Ama kafa hep ibnelikte ne hikmetse. İnsanoğlunun eline imkan verilse ilahi güçlerden inanın a.q tüm insanlığın. Yukardaki de bunun farkında tabi. Kullanabildiğin kadarı verilmiş. Kapasitesine göre herşey. Sen istediğin kadarını kullanabiliyorsan ve yetiyorsa sorun yok.


             Ne yazdım neden ne için yazdım bilmiyorum valla. Şuan istediğim tek şey kızımı sıcak bir iklimde  sahilde kovalamak oyun oynamak sonra ona sarılıp uyumak. Sonra sikerim dünyasını benim dünyam iki elimin arasında yanımda diyip gözlerimi kapamak. Tüm isteklerim şimdilik bukadar. Olunca zaten istiyoruz tabi her istediğimiz olmasa da bir umut istiyoruz işte. Bir şey yapıyormuyuz kendimce evet başkasına göre hayır. Başkasının dediğimi yokse kendi dediğim mi? Kendimi mi kandırıyorum yoksa başkası beni mi bilmiyorum. Birde babamı her zamankinden daha çok özledim sanırım. Çocukluğumda attığı dayağı bile özledim. Baba diyip oyuncak istemeyi top oynarken gözlerimin onu aramasını, hatta ve hatta oyun oynarken sokakta arkadaşlarımla eve girmek istemediğim halde beni zorla eve çağırmasını bile özledim. Çocukken bu çok bir olaydı düşünsenize en sevdiğiniz oyun arkadaşlarınız dışarıda çok güzel vakit geçiyor ve babanız sizi eve çağırıyor. Şimdiki hayatla kıyaslarken trilyonları kaybetmiş gibi bir durum heralde o zaman ki üzüntü. Neyse öyle işte.


Bu yazdıklarımı okudum da hiç bir şey anlamadım bence okunmasa da yada yazılmasa da olurmuş. Size bir faydası olmasa da bana gayet iyi geldi....

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Yok be oğlummm daha var! simile simile simile




Yok be oğlummm daha var! smile smile smile 

              Neye kime neden ne için ve nasıl ? Hangi şartlarda, şartlar kime göre ? Sana bana ona buna bir başkasına. Kimin şartı kimin elinde ? Kimin cebi delik ? Delik cepte durmayan şey ne ? Bir sürü soru işareti eksik kalmadan. Cevaplayan kim ? Kimse ! Din siyaset magazin medya kimler ? Sen ben o bu şu. Biz kimiz ? Biz hepimiz o tek, o kim ? Kim bu düzeni kuran ? Kime nasıl ne için ne zaman  ve neden ? Kim istedi? O! Kim  yaşıyor?  Ben sen o bu şu şunlar onlar bunlar. Ne eksik ? Huzur! Mutluluk! Para! Aşk! Kime göre neye göre ? 

        Sorma konuşma yürüme hatta yapabilirsen nefes alma. Sus sustukça sıra sana geldiğinde bile sus cevap verme. Yada susma cevap ver konuş bağır bağırabildiğin çığlık atabildiğin kadar. Yürü hatta koş, gül gülebildiğin kadar, saçmala, sırıt aptal aptal. Ye iç sarhoş ol bazende ağla sümüklerin aksın. Hıçkır ve nefesini tut geçsin diye çok tut daha çok tutabildiğin kadar çok. Öl sonra, öyle bir öl ki gülsünler arkandan. Ağlayıp yasını tutmadan incitmeden adının zikredildiği yerlerde sövülmeden. Vazgeçtim ölme! Yaşa yaşayabildiğin kadar yapacağın yapmak istediğin ne varsa yaşa. Ama unutma hiç bir mutluluk gözünün önünde büyüyen bir evladın vermiş olduğu mutluluğu sana vermeyecek. Hayat boş değil. Anlamsızlaştıran sensin, boş yaşadığını düşünen de sensin. Ona buna bok atıp sürdürme sana bahşedilene. Boz düzeni boz seni beni onu bunu şunu şunları kahredeni. 

         Saçmala mesela, benim gibi senin gibi. Oku yada okuma, yaz yada yazma sen ver kararını, değerli vakit senin, topu topu yaşayacağın kısacık bir ömür. Çaldırma yıpratma ağlatma. Nasılsa gireni çıkanı belli olmayan bir yerin tam merkezi olmuşken bir bedende zevk al.

Bir mesaj yok, zorlama yok, oynatma yok, yok oğlu yok. Hooooop ben güldüm. 

25 Temmuz 2014 Cuma

     Dile kolay tam 16 sene geçti sensiz. Yokluğunda çok bocaladım, yeri geldi yanlışların en kötüsünü yaptım, yeri geldi gurur duyacağın bir kaç şey, ufak ama benim için önemli olan. Hayat bir şekilde devam etti , sensiz zor olsa da.  Dara düştüğümde yada ihtiyaç duyduğumda elimi tutamadın yada bana nasihat veremedin, başımı okşayıp bakışınla umutlandıramadın beni hiç bir zaman. Bir maça gidemedik mesela, yada aynı masada dertleşip iki kadeh içemedik seninle. Bayram sabahları mesela, sağımda hep sen vardın, hani o ilk bayram sabahımızda ki gibi, seninle gidecek olmamın vermiş olduğu heyecan ile uyuyamadığım gecenin sabahında ki gibi her bayram seninle ama sensiz secde ettiğim bayram namazları, dile kolay işte 16 sene sesiz geçti.

     Yokluğunda imrenerek baktığım insanlar oldu birbirleri ile şakalaşan aynı masada oturup sohbet eden, gözlerinin içine bakarak birbirleri için endişelenen ve geleceği için daha fazla daha fazla bir şeyler yapmak isteyen. Aslında daha sayabileceğim o kadar çok şey var ki özlemini duyduğum ve kelimelere dökemediğim, on altı senedir her gün, her sabah, her akşam, her saniye pişman olduğum  o kadar çok şey var ki buraya yazamadığım, kimi zaman gizli gizli göz yaşı döktüğüm ve hayatımdan çalınan o on altı senenin yokluğu var ki "BABA" işte bunları kelimelere dökecek kadar güçlü değilim.

     On altı senedir sevmedim bayramları sevemedim çünkü bayramlar sen gittiğinde benim içinde gitti, bitti yok oldu. İçimden gelmedi bayram sabahı namaz kılmak ve dönüşünde sıcak ekmek alıp kahvaltı yapmak. Sıradan sıradanlaşan bir günden ibaretti. Her şey seni hatırlatıyordu bu bayram sabahları, sıcak ekmek kokusu mesela, kalabalık bir sofra gülüşmeler içinde geçen, bunlar seninin yokluğunda yüzüme taktığım maskenin içinde gizlediğim duygularıydı hep. Yalandan gülümsemelerle içimde sana büyüttüğüm özlem.
Ama bu sene biraz farklı on altı senedir babasız girdiğim sensiz girdiğim bayramlara bu sefer baba olarak girecem. Senin yokluğunda sen olucam, bir anlamı olacak bu sefer seninle paylaşamadığım seninle yaşayamadğım ne varsa kızımla yaşıyacam bu bayram. Çok küçük olsada anlamasa da neyin ne olduğunu seninle özlem duyduğum ne varsa kızımla giderecem. Yanına da gelicez bu bayram, torunun el öpmeye gelicek, biliyorum senin içinde bir başka olacak bu bayram, hemde hiç olmadığı kadar  başka.


Çok özledim seni ve hiç kimse senin yerini doldurmuyor baba.....

21 Ocak 2014 Salı

Çıkmayan Kelimeler



        Kelimelerin yetmediği yerde susmak en ideal yoldur. Ama içinde biriktirdikçe o çıkmayan kelimeleri, olmadık bir anda, hiç ummadığın bir zaman da öyle bir çıkar ki durdurabilene aşk olsun.

        Genelde küçümsediğimiz yada korktuğumuz için küçümsemeye çalıştığımız şeyler çok geçmeden başımıza gelir, işte o zaman sıçtığımızın resmidir. Aslında sıçmak kötü bir tabir oldu ama eğer her şey güzel gidiyorsa o dalga geçtiğimiz şeylerden mutlu olabilmenin tadını çıkartmak her iki taraf için en güzel şeydir. Mesela inanmadığımız aşk bir gün gelip kapımızı çaldığında inanmıyorum diyip geri yollamak ahmaklıktır. Hani Ayşe’ye de Fatma’ya da aynı şey hissedilmiyormuş. Bugüne kadar yazdığım yada söylediğim çoğu şeyde her şeyi basite indirgedim. Allah sanırım belamı verdi sonunda. Ama mutlumuyum evet mutluyum halen ortada net bir şey olmasa da.

Aşk dediğimiz şey nedir ?

        Vallahi net bi açıklaması yok sanırım. Hani bende size soruyorum bildiğimden değil. Onu her gördüğünde yada sesini duyduğunda duyduğun heyecan mı ? Belki… Yada yokluğunda deli gibi özlemek mi ? Sanırım… Merak etmek mi iyi mi kötü mü diye ? Mümkün tabi… Sahi aşk dediğimiz şeyi sınırlandırmak saçma değil mi ? Yani bunları hissediyorum ve aşığım demek neyle alakalı olabilir ki ? Kime sorsam verebildiği net bir cevap yok aslında. Demek ki aşk dediğimiz şeyin tanımı kişiden kişiye bir çırpıda değişiyormuş. Ben eskiden sevginin bokunu çıkarmakla alakalı bir şey sanıyordum aşk denen duyguyu. Olabilir mi ? Tabiki olabilme ihtimali çok yüksek. Bu da benim düşüncem olsun. Hissettiğin duyguları isimlendirmek biraz garip sanki, sadece hissettiğin duyguları (tabi bu her iki taraf için de geçerli) doyasıya yaşamak lazım yaşayabildiğince.



        Biliyorum ne yazarsam yazayım muhakkak bir şeyler eksik kalacak, tamamlanmayan cümlelerim olacak. Bir tarafından başlasam sonu gelmeyecek, hiçbir kelime tarif edemeyecek olanı biteni. Olanı seninle başlayıp bitmeyeni seninle olacak olan. Gözlerinde haps olduğum bu soğuk geceleri gülüşünle ısıtacağım. Sesin çınlayacak kulaklarımda her özlem duyduğumda gözlerine. Sen olacam çoğu zaman yada tamamlayacam eksik kalanlarını senin beni tamamladığın gibi. Ayrı hayatları sürdürürken aynı hayatın bir parçası olacaz belkide.



        Eğer bir dilek hakkım olsaydı….

        Aşk denilen şeyi tarif edemesem de, gözlerine baktığımda yaşadığım şeyin hiç bitmemesini dilerdim….




3 Ocak 2013 Perşembe

Terledikten Sonra Bir Keyif Sigarası


  

             Ne zaman içimdeki fırlama çocuğu dışa yansıtmaya çalışsam hep duygusala gem vuruyorum. Bunun neden ve ne için olduğunu bilmiyorum. Hani çıkartmak istiyorum derken hamile değilim, hani şakalar komiklikler falan filan yazayım diye tüm çaba. Ama olmuyor işte çoğu zaman. Yada bazen açıp saatlerce bakabiliyorum boş sayfaya ne yazayım diye, olmadı yazıp yazıp siliyorum ve bu yüzden yazdığım hiçbir yazıyı okumuyorum, çünkü okuduğumda kesinlikle beğenmiyorum. Mesela bunu da yazmak için yazıyorum. Birileri okur mu okumaz mı hiç umurumda değil. Mesela bu yazdığım saçma sapan yazının başlığını sexle ilgili bişey koysam resim olarak ta güzel bir kadın fotoğrafı koysam eminim ki çoğu insan meraktan bakar. Buda işin kaşarlığı işte, çoğu zaman yaptığım bir şey alakasız resimlerle alakasız yazılar yazmak. Şimdi konuya böyle girdim ama birden değiştirmek istiyorum akışı. Ama nasıl değiştireceğimi bende bilmiyorum.

Sonra kadın soyunmaya başlar yanındaki adama aldırış etmeden. Kırmızı iç çamaşırları ve beline kadar olan uzun saçları ile bir heykeli andırırcasına edası ve işvesiyle birden, hahaha şaka lan şaka yazmıyacam böyle bişey. Sadece can sıkıntısı saçmada olsa bi tatmin olayım dedim. Bi mesaj yada başka bir bok yok yani burada sadece yazmak istedim ve yazdım.

18 Aralık 2012 Salı

Tecavüz Edenler Hep Unutamadıklarımız




Bazen canımızı acıtacağını bile bile gidene gitme kal deriz. Bu sevginin başka bir hali olsa gerek. Onunla birlikte iken üzüleceğimizi bilsek bile kalması için elimizden ne geliyorsa yaparız. Kendimize sunduğumuz en büyük sadistliğimiz olsa gerek bu durum. Aslına bakarsan bu durum bencilliğimizin ta kendisi. Mutlu olmayı bir ihtimal diye nitelendirip o duyduğumuz üzüntünün ardından sanki her şey çok güzel olacakmış gibi kandırırız kendimizi. Boşuna balık baştan kokar dememişler. O gittiğinde her şey eksik ve yarım kalacak sanırız bir zaman, hani ne yapacam ne edecem moduna gireriz. Aslında dünyanın sonu değil tabiî ki bu durum, ama o an bunu düşünecek göt yok maalesef hiç birimizde. Elbet geçecek her şey, koya koya dokuna dokuna her biri geçip gidecek, bugüne kadar neler geçmedi ki ?


Önce yokluğu ile bir boşluğa girecez, alışkanlıklarımızdan doğan özlemler sarıcak dört bir yanımız, yastığa başımızı koyduğumuz zaman ilk aklımıza gelen o olacak uyandığımızda da tabi. Kimi zaman bir göz yaşı dökücez, resmine bakıp içlenecez keşke gitmeseydi diye, bir sağa bir sola dönüp duracaz o yatakta. Yatak bile dar gelirken umutlart, hayaller ve özlemler tecavüz edecek ruhumuza, ama geçecek. Bazen koya koya geçecek bazen de tereyağından kıl çeker gibi, ama geçecek. Neler geçmedi ki ?


Zaman ilerledikçe o yaşadığımız tüm duyguları yok etmiş olacağız. Belki hiç hartırlamayacaz yaşadıklarımız duyduğumuz özlemleri. Aklımıza geldiğinde bir tebessüm savuracaz. Neleri unutmadık ki bu hayatta, ölen babamızı yada annemizi, bir anda ç.ekip giden dost sandığımız insanları ya aklınıza gelebilecek kimler var ki ? Hadi bir düşünün vazgeçemem dediğiniz insanları hangi biri aklınızda ki ? Herşey zamanla geçiyor ve geçecekte, o çok sevdiğiniz uğruna ölürüm diyip sıkıtığınız palavraların hepsi bir bir geçiyor. Hayat bu ve böyle olmak zorunda, bir şekilde devam etmeli edecekte.

Bu yazdıklarıma katılırsınız yada katılmazsınız inanın o sizin sorununuz. Söylediğim şeyler dilde kolay olsa da kimine icraatta zordur kimdilir. Ama her şey geçiyor, unutamayacağınız hiçbir kimse yok bu hayatta, ve üzüldüğünüz her an hayatınızdan çaldığınız zaman dilimi. Gül eğlen ye iç sıç ne bok yersen ye ama mutlu olmak için her daim bir nedeniniz olsun…

14 Aralık 2012 Cuma

Yalanıma Sokayım




Yalnızlık kötüdür diyorlar, tamam arada kötü yanlarıda çıkıyor çıkmıyor değil ama, düşünsene kafan rahat eve geliyorsun ayaklarını uzatıp dinleniyorsun. Niye aramadın niye msj atmadın niye gelmedin gibi vırvırlar yok. Yatağa istediğin gibi yayıl, niye onunla konuştun o kim gibi soruların tecavüzüne maruz kalmıyorsun. İstediğinle dışarı çıkıp istediğin kadar konuşup i,stediğince eğüelenebiliyorsun. Sonra efendim yalnızlık kötü. Neresi kötü yahu ? Sonunda ayrılacakmıyız kaygısı yok, mutsuz olacakmıyız korkusu yok, öyle gece yatmadan msjlar sabah uyanınca msjlar yok. Yok biz ne zaman tanıştık yok doğum günüm ne zamandı bilmem ne soruları yok. Beni seviyormusun gibi aptal aptal sorularda yok. Soru üstüne sorulara maruz kalmakta yok. Özgürsün işte daha ne istiyorsun. Sonra yok efendim yalnızlık kötü. Kaşıntım var demiyorda, rahatlık battı demiyorda yalnızlık kötü diyor gerizekalı.


Yalanımı sikeyim ben bile inanmadım bunlara. Yalnızlık kötü!!!!

13 Aralık 2012 Perşembe

PİÇ !



Sonra bir başkası olursun, hani tanımadığın daha önce hiç denk gelmediğin biri. Aynaya baktığında gördüğün kendin bile olsan, içindeki kişi sen değilsindir artık. Yaptığın şeylere bir anlam veremezsin, kendini sorulara mahkum eder işin içinden çıkmaya çalıştıkça bir bataklık gibi daha da derine batmaya başlarsın. Durumu düzeltmeye çalıştıkça daha çok yanlışlara maruz kalırsın. Hani derler ya her iki ucu da boklu değnek, işte tamamen öyle bir durum buda. Neden veya nasıl olduğu bilinmeyen kendiliğinden gelen ve yerleşip seni bambaşka biri yapan bir durum. Hani peşin konuşup ta tükürdüğünü yalarsın ya, hani büyük sözler söyleyip, o sözlerin altında tecavüze uğrarsın ya he işte durum bundan ibarettir. Kendini kandırma zamanın geçmiş gerçeklerle yüzleşme vaktindir. Sen olduğunu sandığın kişi bir başka kişiliğe bürünmüştür. Bu da sana kendinin oynadığı en kazık oyundur.


Bir ben değilim
Ötekide sen değilsin
Aslında biz kimiz ki
O bu şu
Fark eden hiç bir şey yok
Kişiliğini kaybetmiş yeni bir kişiliğe merhaba diyenleriz
Belki de olmak istediğimiz kişi
Kandırılan kim
Sen
Senli benli onlu bunlu
Fark eden hiç bir şey yok
Soluğu aldığımız yeni bir ruh
Hayat adil değil dediğimiz kandırık sözler
Sözlerin sonunda bencillikler
Bencilliklerin hepsi piç
Piç kim
Sen
Bir evlat gibi büyüttüğümüz bencillikler
Mutlu olmayı isteyerek yaptırdığımız heykeller
Bencilliklerin anası
Babası kayıp
Kayıplar içinde bir beden arayan tek bir çocuk
Piç
Piç olmuş hayatların evladı
Namuslu sözlerin en namussuzu
Bir piç doğar bedende
Ne sen farkındasındır
Nede bir başkası
El salla çocuk
Piç olmuş bencilliklere
Yada tek bir işaret koyuver
Piç olmaya yüz tutmuş insanlara

9 Aralık 2012 Pazar

Misket Oynayalım mı ?



     Susmanın bedeli ağırdır çoğu zaman, gidene kal diyememek, söyleyeceği binlerce şey olmasına rağmen söyleyememek, attıkça içine atmak. Büyük bir yüktür susana, o küçücük yüreğine tıka basa doldurduğu kelimelerin yükü fazladır. Ne zaman haykırmak istese içindekileri, ya kelime bulamaz yada söyleyeceği her bir söz anlamına kavuşmaz. O an en büyük kaçış yine susmaktır O’nun için.


     Kaçmakta işe yaramaz ki ! Nereden bile bilirsin ki gece olduğunda yalnız kalıp salya sümük olacağını, aklının dört bir köşesinde binlerce düşünceler olacağını. İşine gelmez çoğu zaman bunların olacağını bilmek, lay lay lom geçen bir günün ardından geceyle başlayan karanlığın bir parçası olacağını, işine gelmediği için gündüz ki sahte gülüşmelerle tamamlarsın güneşin verdiği ışıkta. Sabahları sahte bir günaydın, öğle yemeğinde arkadaşların arasında yapmacık gülüşlerin, ama gece olduğunda seni senden alan o mahkumiyet. Bak buda öteki yüzün işte, hani görmek istemediğimiz, hani yaşamak istemediğimiz diğer yüzümüz. Oysa çocukken bir şeker yada oyuncak için ağlardık. Bilemezdik insanların hayallerimizin içine gireceğini, yürek denen et parçasını dört bir koldan saracağını. Bilemezdik tabi göz yaşlarımıza sebep olacağını. Bizim için önemli olan mahalle maçlarıydı yada oynanan misket oyunları. Hani derler ya büyüdükçe kirlendi hayat diye, yok öyle bir dünya hayat hep kirliydi, biz farkında değildik oyunlardan fırsat bulamadığımız için. Aşk meşk hikaye yalan nereden bileceksin aşkı sevgiyi seni mahvedeni,  seni ilgilendiren kaç tane misket topladığın yada kaç tane gol attığın.




     İnsan nereden bile bilir ki büyüdüğünde yürek denen et parçasının bir kerhane olabileceğini ? Birilerinin gelip ruhuna, kalbine, beynine tecavüz edip siktirolup gideceğini nereden bilebilir ki ? Dimi hiç büyümeseydik ve bizi ilgilendiren şeyin sadece sabah uyanınca bugün hangi oyunları oynayacak olmamız olsaydı. Sanırım çocukken çok oyun oynadık sokakta hayata aldırmadan umursamadan. Sanırım şimdi sıra onda.


     Hoş geldin çocuk bak sende büyüdün….

5 Aralık 2012 Çarşamba

Mutlu Olmak İçin Tecavüz Serbest




     Sana boş gelmez kimse, kafada unutamadıkları geçmişte bıraktığı bir sürü yaralılarla dolu vaziyette gelir. Yüreğinden silip atamadığı birileri ile tecavüze uğramış ruhu ile, bir başkasına sunduğu bedeni ile gelir. Bir boşluk doldurmadır bu kimi zaman, bazen de kanayan yarasına bir pansuman olarak görürler seni. Amaçları bir öncekini unutmaktır, unutturursan ne ala unutturamazsan sana sunduğu bedeni yanında kar kalır. Her birimiz birilerinin kirlettiği bedenleri taşımakta değimliyiz zaten ?



     Aşk kendi çıkarları doğrultusunda yapılan bencilliklerin ta kendisidir. Mutlu olmak için birini seçer ve mutlu olduğumuz ne varsa yapmak isteriz. Sonra da bunun adını aşk diye koyup kandırır dururuz kendimizi. Hayatımıza giren her bir insanla aynı şeyleri yaşar dururuz bir öncekinde olduğu gibi. Telefon görüşmeleri, seni seviyorumlar, aşkım cicimler, sex, bir yerlere gidip gezilen yerler vs. vs. yaptığımız her şey aynı aslında. Birilerine bunu desen "ama yaşatılan duygular farklı" der. Her gün pilav yersen ilkinden sonrakiler kabak tadı vermez mi ? Ama pardon! Sen aşıksın özür dilerim. Kandır kendini nereye kadar kandırabiliyorsan kandır. Bana vazife değil mutlu olmak için kandırılmak gerekiyorsa dükkan senin buyur.



     Aşk dediğiniz şey iki bencilin bir araya gelip mutlu olduğu şeyleri yapmasından ibarettir…. Birileri gelir ve zevki bitene kadar ruhuna tecavüz edip durur, olay budur….

18 Kasım 2012 Pazar

Şerefsizin Sevdası



Sonra sen yoktun, benim duyduğum duygulardan başka hiçbir şey yoktu aslında. Küfürler savurup dururdum çoğu zaman, saçma sapan anlamsız bakışlar eşliğinde. Bazen konuşmak istediklerimi yutardım, dalgalar eşliğinde. Bazen ben deniz olurdum bazen de o yutulan kelimelerden bir kaçı. Ama sen olamazdın bir araya gelemediğimiz yap bozlar gibi. Bin bir parça arasında yan yana gelmeyi bekleyen o ufak ama birbirini tamamlayan parçalar gibi.

Sen susardın çoğu zaman ben konuştukça, söylediklerimin nereden geldiğini anlamamakta ısrarcı olduğun kadar ısrarla söyledim söyleyebildiğim kadar. Hani bir varmış bir yokmuş gibi başlayan masallar gibi. Bende çoğu zaman varla yok arasında gidip gelirdim gözlerine bakarken. Bazen umursamazca davranır bazen de umursadığımı belli ederdim. Sen farkında olmazdın bunların, senin için sıradan biri olmamın kanıtlarından biriydi bu. Arkadaş rolü oynamanın aslında en büyük ödüllere tekabül etmesi gerekirken elde kalan bir sigara eşliğinde dökülen göz yaşlarıydı. Neyine vurulduğunu bilmeden sürüp giden bi başlangıç ve sonu olmayan bir şey bu isimlendiremediğim.



Hayat mı kahpe yoksa hayatı kahpe yapan mı bizleriz. Bir ses bir dokunuştan eksik sürdürdüğümüz hayatın bize oynadığı oyunlardan biri mi yoksa bu. Yada bizim seçimlerimiz mi kolaya kaçıp hayatı suçlamak. Yoksa kahpe olan bizlermiyiz.



Şerefsizin sevdası bu
Şerefsizce seven, karşılık beklemeyen
Piç olmuş duygularının sahibini arayan
Bir gün çıkıp gelmeni beklerken ölen
Diri diri gömülen
Ya gelip yarım bıraktığını temizle
Yada al götür diye söylemeye korkan
Şerefsizin piç sevdası
Duygular öksüz ve yetim
Geride kalan bir tek göz yaşı
Ya sil ya öldür…

8 Kasım 2012 Perşembe

Ya Sonra Ne Oldu ?



Meğer ne yalanlara kanıp durmuşuz
İçinde aradığımız gerçekleri kaybederken
Niye diye sormak haksızlık olurdu yalanlara
Elbet bir gün gerçek çıkardı gün yüzüne
Tutardı ellerimden uzaklara götürürken
Elbet çıkardı karanlıklar bir gün aydınlığa
Rüyadan uyanırcasına
Üfleyince geçecek sandığımız yaralar gibi
Neresinden tutsak elimizde kalacak gibi


Kadın cebinden çıkarıp bir sigara yaktı derin bir nefes çekerek. Gözü uzaklara dalıyordu beklide farkında olmadan. Umutları vardı, yanından eksik etmediği korkularıyla beraber. Belki bir gün, bir gün diyerek başladığı kelimeleri vardı. Bir nefes daha çekti sigarasından, rüzgarda uçuşan saçlarına aldırmadan. Üşüyordu besbelli, bir eli ceketinin cebindeydi, yerde yem arayan kuşlara bakıyordu. Kim bilir aklından o an neler geçiyordu. Bense sadece öyle izliyordum masumluğunu. Uzun saçları, beni benden alan gözleri vardı. Yüzünde masumluğu anlatacak her bir delil ve düşünceleri.



Defalarca aklımdan yanına gidip tanışmayı bile düşündüm. Ama her defasında masumluğunu bozmaktan korktuğum için cesaret edemedim. Onu öylece izlemek büyük bir mutluluk veriyordu bana. Hani bir ressamın tablosuna baktıkça o tablodan çeşit çeşit duygular çıkarırsın ya işte bendeki de öyle bir şeydi. Belki de başka insanlar da bakıyordu ona ve izliyordu, ama her insanın duyduğu duygu başka oluyordu.



Kendi kendime mırıldanırken her gün bu saatte buraya gelmeye karar vermiştim. Kim bilir belki bir gün konuşabilirdik. Belki de konuştuğumda büyüsü bozulacaktı her şeyin. Bunu göze almayı aslında hiç mi hiç istemiyordum. İnsanın ne yapacağını bilmemesi gerçekten kötü bir durum.



Kadın oturduğu yerden kalkıp yürümeye başlamıştı sigarasını bitirdikten sonra. Elleri cebinde kafası aşağıda yürüyordu. Düşündüğü bir şeyler vardı besbelli. Keşke elimden gelen bir şeyler olsaydı onun gülen yüzünü görmek için. Bencillikti beklide bu. Yürürken önüne gelen kediyi görünce duraksadı, sanki bir tebessüm için ona ihtiyacı vardı. Kedi de hiç kaçmıyordu, birkaç saniye öylece baktılar birbirlerine. Kadın eğilerek kediyi çağırmaya başladı. Kedide sanki kırk yıllık sahibiymiş gibi kadının uzattığı ele gitti. O an o kedinin yerinde olmayı çok istemiştim. Kediyi severken kendinden geçmişti kadın o an dünya umurunda değildi sanki. Çok güzel gülüyordu, ses tonu çok farklıydı, içten gelen bir sesti. Belki de insanlardan göremediği sevgiyi o an onda görmüştü. Ama ben o anın bitmesini hiç mi hiç istemiyordum. Onu izlemek çok sevdiğin bir filmi hiç sıkılmadan bunalmadan defalarca izlemek gibi bir şeydi. Aslında kediyi bahane ederek gidebilirdim yanlarına. Nedense bunu da yapamadım. Bir yanım çok isterken diğer yanım frenliyordu beni. Kadın kediyi öpe koklaya sevdikten sonra bırakıp yoluna devam etti arada arkasına bakıp kedinin ne yapacağını merak ede ede.

27 Ekim 2012 Cumartesi

Hayattan Cevap; Yavşak Olan Ben Değilim Yavşak Olan Sizin Seçimleriniz




Bir dilencinin “Allah seni sevdiğine kavuştursun” dediği kadar sahte ve sömürgendi hayat. Sahi suçlu olan hayatmıdır yoksa biz kolaya kaçıp kendi hatalarımızı, kendi seçimlerimizin olumsuzluklarını ne hikmetse hep hayata mı satarız. Kolaya kaçmak insan yapısında yüksek oranda mevcut zaten armut piş ağzıma düş hesabı. Bize göre hep biz haklıyız ne hikmetse, karşımızdaki insanlardır suçlu olan. Oysaki bizim seçimlerimiz sonucundadır karşılaştığımız olumsuzluklar. İnsanız işte, fazlada bir şey beklememek şaşırmamak lazım. Düşünsenize üzerine kuş pisledi diye gidip milli piyango yada şans oyunu oynayan tipleriz. Kafamız kuş sıçsın hadi milli piyangoya şanslıyım diyip alırız hemen bir bilet. Yada en çok ağzımıza sıçanları severiz. Sanırım kendimize karşı biraz sadistliğimiz var. Nerede acı çektiren biri var gider onu buluruz. İlk başta her şey güzel gider, sonra sonra koymaya başlar ve iş işten geçmiştir maalesef. Sonra üzülür kahroluruz ağladıkça ağlarız salya sümük. Ulen gerizekalı sevinsene ne bok yemeye ağlıyorsun. Kurtuldun işte üzecek biri yok seni. Yok ben onunla şunu yaşamıştım bunu yaşamıştım o bana şöyle derdi yok burada çay içmiştik bilmem ne daha bir sürü örnek verebilirim. Tamam yaşadın yaşadığını sömürdünüz ikinizde biribirinizi sömürebildiğiniz kadar. Olmuyorsa zorlama, zorlamanın bir alemi yok.

Birde geri döner umuduyla bakarız, ya ararsa keşke arasa keşke barışsak. Yahu güldürmeyin beni, bu olay aynen şöyle bir şeye benziyor. “Eski sevgiliye geri dönmek banyo yaptıktan sonra yine kirli donu giymek gibi bir şey” Tamam çok sevmiş olabilirsin güzel şeylerde yaşamış olabilirsin ama işte yaşadın ve bitti. Artık tüketecek sömürecek bir şeyiniz kalmamış birbirinizden, hayat devam ediyor gülebildiğin kadar gülüp mutlu olabildiğin kadar mutlu olup hayatına devam edeceksin. Bırak geçmişi bak hayat sana neler çıkaracak iyi yada kötü. Aslında hayat çıkarmayacak senin seçimlerin çıkaracak karşına birilerini yada yaşayacaklarını. Boş yere hayatını suçlamayacaksın.

Hayata bok atanların yanında birde kader kısmetçiler var. Bunlar daha komik oluyorlar. Bi evlenemedik kader kısmet değilmiş diye avutur bu tipler kendilerini. Lan gerizekalı olmayacak duaya amin de sonra da kade3r kısmet diye üzül dur. Sen neyi sçersen hangi yolda yürümek istersen onun sonuçlarını yaşarsın yok hayat yavşak yok kader kısmet değilmiş bunlar kendini kandırmak için avutmak için kendini sığındığın yalanlardan ibaret bir şey. Karşına çıkan her şey senin seçimlerinin meyvesi. Onun için başkalarını yada elle tutulmayan şeyleri suçlaman senin kendini kandırmandan başka hiç bir şey değil canım. Bak canım diyorum kıymetini bil.


Yazının hepsini okumasanız da olur. İşin özeti şu. Başkalarına bok atacağınıza önce kendinizin verdiği kararları sorgulayın, boş yere kader mader yok kısmet hayat diye boşuna yırtınmayın. Eğer karşı taraf bir yanlış yapmışsa bu yanlışı ona yaptıran sizsiniz. Sizin izlediğiniz yol. Hani demişler ya atalarımız “İğneyi karşı tarafa çuvaldızı kendinize batırın” diye he işte siz kendinize çuvaldızı değil koca bir demiri batırın ki neyin ne olduğunu görün.  Bi kendinize gelin lann.. Gaza geldim neyse öyle bi yazayım dedim isteyen istediğini düşünsün banane tohumunuza para mı verdim pisikolojik manyaklar :D

Saygılar Sevgiler…

25 Ekim 2012 Perşembe

+18 Şiddetli Küfür İçerir



Bir genel ev yürek denen bahçe, giren çıkan bir hayli fazla. Bir orospunun para karşılığı sattığı bedeni gibi duygular. İşini bitirip sıradaki müşteriye hoş geldin der gibi sıradaki tecavüzcü. Irzına geçip duruyorlar her daim. Biri geliyor biri gidiyor. Zaman kavramı yok yediğin her şey KDV ye dahil. Hayat gibi yaşanılan her şey gibi. Biri gelir bir zaman hayatının amına koyar ve sonra arkasına bile bakmadan siktir olur gider. Sen ise tecavüzcünün arkasından baka kalırsın bedeninin içindeki piç doğan duygularınla. Sıradaki gelene kadar büyütürsün o içinde kalanları. Bazen bir şarkı sıçar ağzına bazende gittiğiniz yerlerdeki o anımsatıcı maddeler. Amına koyim dersin yakarsın bir sigara, ha ağladın ha ağlayacaksın tutarsın kendini uzaklara dalarsın, yanındaki arkadaşının dürtmesiyle dönersin dünyaya. Hadi gözün aydın nur topu gibi bir piç mazin daha oldu.



Kimse isteyerek küfür etmez aslında hep küfür ettiren bir orospuçocuğu hayatımızda mevcuttur her birimizin. Anasının bir günahı olmasada onun adı orospuçocuğudur vurgu yaparsak. Piç duyguları boşaltmanın da başka bir yoludur küfür etmek.



Hepimizin mazisinde yokmudur bir orospu yada orospuçocuğu. Ben cevaplayayım evet var!!! Kendinizi boş yere kandırmayın yok diye. Yalandan evet her şey güzeldi ayrılsakta diyip kendinizi kandırdığınız bir hikaye yok mu ? Hadi geç aynanın karşısına ve sor kendine. En azından 3 kere bir orospuçocuğu sözü çıkacaktır. Bahse girmiyorum bu konuda bu 4-5 te olabilir. Küfür edin içinizden geldiği sürece engel koymadan. İnanın rahatlatacak sizi. Şimdiki insana bile küfür edebilirsiniz peşin peşin. Şimdiki aşkınız nasılsa ileride bir orospuçocuğu 0olacak. Genelleme yapmıyorum eğer yapsaydım bende bir başkasına göre orospuçocuğu olabilirdim. Nasılsa biz hep haklıyız bizim bir günahımız suçumuz yok, suçluda haksız da hep karşı taraf nasılsa. İşte buna koca bir hasiktir demekte benim boynumun borcu olsun. Aslında kandırdığımız hep kendimiz, kimi zaman mutluluk oyunları roller yalandan gülümsemeler ve iyiyim sözü. Hadi oradan demek istiyorum müsadenizle.



Aslında hayat yaşadığımız her şeyden pişman olmamaktır. Dürüstçe kendini kandırmadan sağlam adımlarla ilerlemektir. Her ne kadar hayat orospu olsada koyabildiğince koymaktır sırf yenileceğini düşünen insanlara inat….